• BIST 103.235
  • Altın 197,827
  • Dolar 4,7171
  • Euro 5,5018
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 17 °C

Aşk/Şeytan/Ölüm

Coşkun Otluoğlu

Tevfîk El-Hakîm, “Şeytanın Vaadi”nde ‘aşk, şeytan ve ölüm’ü birer hikâye kahramanı yaparak sembolik biçimde insanın serüvenini dile getirir.

            İnsanın kendisine hoş ve güzel görünen taze bir hayatın “aşk” ile temsil edildiğini düşündüğümüzde, gayelere ulaşmadaki bütün çırpınışların insanın hayatının tamamı olduğunu idrak edebiliriz.

            Gayeye ulaşmadaki mücadelenin gerçekte koskoca bir “yangın” ve nihayetinde “acı” ile sonuçlandığını “aşk” için içilen şerbetin “üzüm suyu” değil aksine “ateş suyu” olduğunu gerçek hayattaki tecrübeler de göstermektedir.

            Hayatın içindeki varlığımızın temel gayesinin “Yaratıcı’ya kul” olmak düşüncesinden uzaklaşan insanın “gölgeler âleminin aldatıcılığında” kendine geçici gelen güzellikler sebebiyle gayesine çoğu zaman ulaşamamaktadır. Hayaller, hülyalar ve çoğu zaman hayal kırıklıkları ve çarçabuk biten hayat.

            Hayattaki beklentiler, hırs, haset, kıskançlık, çekememezlik, aşırılık, dünyevileşme gibi kötü hal ve tavırlar nedeniyle hayatın kendisi gaye haline gelmiş olabileceği gibi, kimi zaman “makam”, “para”, “nefsi arzuların tatmini”, “ego”, “gösteriş”, “büyüklenme” şekillerine büründüğü biçimiyle aldatıcılığını sürdürür.

Hayat gailesi; geçim, çocuk, aile, toplum ve millet ile bütünleşme, kendini gerçekleştirme; çocukluk ve yetişkinlikteki bilinç ve sorumluluk, ayrıca kişiye ait dertler; hastalık, ayrılık, çaresizlik, korku, duygusal veya fiziksel tatmin, hayal kırıklıkları, beklenmedik olaylar ve bunun tam tersi gibi diğer durumlar kişinin yaşama gayesine ulaşmadaki etkilerdir. Bu etkiler beklentileri, beklentileri gerçekleştirmek veya gerçekleştirememek de hayatı oluşturur. Kimi zaman bu beklentilerin ve yaşama gayesinin sembolik adı “aşk” veya başka bir şey olur. Bu bazen makam, bazen para, bazen zevklerdir. Öyleyse herkese göre bir “aşk” tanımı yapılabilir, dolayısıyla herkesin ulaşmak istediği hedef “aşk” olarak görülmüştür.

            Gerçekte aşk bu mudur? Bilmiyorum.

            “Şeytan”, her zaman kendini haklı çıkaran ‘nefsin daimi arkadaşı’dır. Kendine sorarsan suçunun ispatı ve delili daha açıklanmamış. Yalan ve komployla töhmet altında kalmış. İçi bir bebeğin kalbi kadar temiz! İnsanın sürekli “kulağına” fısıldayan yahut “içinde çırpınıp duran: ne istersen yaparım, yeter ki iste!” diyen muazzam karıştırıcı.

            Şeytan, mazeretlerin Padişahı: “Dünya yanıyorsa yanması gerekiyor. İşte geldim oturdum tepenize! Gözünüze soktum parmaklarımı hala körsünüz! Para kazanacak olan uyuşturucu da satar, faizle başkasını da sömürür. Çocuklar, kadınlar, mazlum bütün insanlar benim hizmetkârım. Zulüm için her şey mubah!

Gözünüzü boyarım, modernlik derim. Hayatın gerçekleri derim, siz de mecburen boyun eğersiniz. Çünkü peşinde koştuğunuz aşklarınız var. Aşkınız için her şey mubah! Savaş, kan, gözyaşı! Daha çok para, daha çok güç, daha çok sömürü! Her şey de hürsünüz!”

Bu hayat yolculuğunda şeytan, insan nefsinin yanında daima onun arkadaşıdır. Şeytan çoğu kez başka kalıplarda başka kılıflarda ölüme yaklaşan insanın nefsini okşar.

İnsan gayesi peşinde koşarken hayat denen anın içinde varlığını sürdürürken birden bire ölüm gelip onu bulur. İnsanın ruhunu teslim ettiği anda ölüm soğuk bir su gibi bütün gücüyle insanı kavrar. O andan itibaren aşk da şeytan da insanı terk eder.

Geride sadece ölüm kalır.

Bu yazı toplam 951 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.