Yine olmayacak, korkarım yine başaramayacağız! Etrafında dolanıyor, meselenin özünü bir türlü yakalayamıyor, polisiye tedbirlerden öteye geçemiyoruz.
Daha da kötüsü yapılan hatalar çok daha vahim sonuçlar ortaya çıkaracak gibi duruyor. Biri kaynaştırma diğeri asosyal, sıra arkadaşı iki öğrenci. İkincisi, içinde silahlar olan bir çanta resmi çiziyor ve altına arkadaşının ismini yazıyor. Resimden haberdar olan okul idaresi, bu süreçte aldığı talimat gereği resmi emniyete bildiriyor. Emniyet öğrenciyi alıyor, önce nezarete atıyor.
Devamında savcı, hâkim, psikolog, Erenköy, derken anne baba çocuklarını bir anda Bakırköy’de buluyor. Çocukları üç haftalığına hastanede gözetim altına alınan aile, gözyaşları içinde dönüp okulu basıyor! “Yaşadığımız üzücü olaylar tekrar ederse topluma ne deriz.” paniğine kapılmadan, eğitim ve güvenlik alanında doğru adımlar atmalıyız. Araştırmalar, toplumda güvenlik kaygısı yükseltildiğinde, riskin de aynı oranda artığını gösteriyor. Problemli olsun veya olmasın yanlış bir adımınız bir masum öğrenciyi ailesinden, okuldan ve hayattan koparabilir. Geçen hafta, “Eğitimcilerin hazırladığı ve her kuruma rollerin eğitimciler tarafından verildiği kapsamlı bir eylem planına ihtiyaç vardır.” Derken aslında tam da bu tehlikeye işaret etmiştim. Tekrar söyleyelim; okul dışı etkenleri okula taşıyarak problemi çözemeyiz. Eğitimciler değil polisler, MEB değil, İçişleri Bakanlığı konuşursa problemi çözemeyiz. Maraş’ta vefat eden, babası KHK’lı yavrumuza reva görülen uygulama eğitimci duruşu değildir. İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı genelge, yukarıdaki olayların tekrarını getirecek potansiyel taşıyan ve eğitimci ayarına ihtiyaç duyan bir genelgedir. Polisin yaptıklarını görünce aklıma, “Sahip olduğun tek araç çekiçse, her şey çivi gibi görünmeye başlar.” Sözü geliyor.
Mesele suçlu öğrenciyi yakalayıp, ayıklama, cezalandırma ve tecrit etme olarak algılanıyorsa polise görev vermek isabetli olmuştur. Ancak biliyoruz ki mesele bu değildir. Umarım bu polisiye tedbirler geçici bir süreliğine alınan önlemlerdir.
Siber devriye, koruyucu-önleyici erken uyarı sistemi, yapay zekâ ile takip, sabit okul kolluk görevlisi gibi adımlar polisiye adımlardır. Bizim eğitimci adımlarına ihtiyacımız vardır. Bahçe duvarlarını değil, öğretmenin toplumdaki saygınlığını, sınıftaki otoritesini yükseltmeye ihtiyacımız vardır. Hala CİMER’i kapatamadıysak olayı anlamış bile sayılmayız. Hala RTÜK dizilerle ilgili adım atmadıysa boşa kürek çekiyoruz demektir. Hala öğretmenin gözünden bakarak, onun içinde bulunduğu şartlar üzerinden giderek çözüm aramıyorsak çözümün çok uzağındayız demektir. Eğitim sistemini sorgulayamayacaksak, daha alt sınıflarda sınıf seviyesinin altında kalan, çeşitli problemler yaşayan ve yaşatan, geleceğine dair bir yol haritası sunamadığımız, yeteneğini keşfetme ve yönlendirme yapmadığımız öğrencilerimize sunacağımız bir çözümümüz hala yoksa ve olmayacaksa kime ne demeye hakkımız olacaktır? Okul dışındaki kısmı ile ilgili devletin hangi birimi ne yapacaksa yapsın, bize bakan kısmını lütfen biz çalışalım. Disiplin yönetmeliğini, sınıf geçme sistemini, rehberlik servislerinin güçlendirilmesini, mesleki eğitimi, özel eğitimi, öğrencinin çift yönlü eğitimini, yeni müfredatın yaşadığımız problemlerin çözümünde sağlayacağı avantajı, kademeler arasındaki geçişi ve sınav baskısını vs. biz çalışalım. Her öğrenciye başarıyı tattıracak, hayata bağlayacak bir yol mutlaka vardır. Çünkü biliyoruz ki her çocuk bir yetenek üzere yaratılmıştır. Buradan bütün öğretmen ve idarecilere sesleniyorum: Hiçbir öğrencinizi okulda, arkadaşlarının gözü önünde polise teslim etmeyin. Verilen talimatlarda pedagoji bilimine aykırı olanlara itiraz edin, düzeltilmesini sağlayın. Soğukkanlı olun, panik yapmayın. Bin öğrenciniz varsa yakın takip etmeniz gereken öğrenci sayısı yirmi bile değildir. Bu öğrencilerinize odaklanın.



























