• BIST 9474.94
  • Altın 2494.948
  • Dolar 32.5951
  • Euro 34.7855
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 20 °C

Üstazım Fikret Cesur

Coşkun Otluoğlu

Gönüllerimizde yer tutmuş, birkaç nesli birden etkilemiş, imanlı ve mücahit bir gençliğin yetişmesi için bütün ömrünü harcamış Üstazım Fikret Cesur Beyefendi’nin ebedî âleme hareket edişinin üzerinden tam bir yıl geçti.

         On dört yaşımdayken babamla Hocaefendi’nin imamlık yaptığı Esenyalı Ahmat Soybaşı Camii’nde yatsı namazını kılmak için gittiğimizde kendisinin Hac için izinli olduğunu öğrenmiştik. Namaz sonrası eve dönüş yolunda babamın bana Hocaefendi ile ilgili söylediği şu sözleri hiçbir zaman unutamam.

         “Fikret Hoca, Hac’a gitmiş. Namazı kim kıldırıyor, müezzinliği kim yapıyor fark ettin mi? Namazı babası, müezzinliği dayısı yapıyor. Buradaki inceliği kavrıyor musun? Bir insanın asaletini görmek istiyorsan onun aile efradına, hısım akrabasına bakacaksın.”

         Kader Pastanesi

         Lise yıllarımızda Esenyalı, bizim için bir alan, Soybaşı Camii bizim için merkez, Fikret Hoca bizim için bir abi, hoca, liderdi. Camii’nin hemen yakınındaki Kader Pastanesi, namaz vakitlerinden önce veya sonra buluşma noktamızdı.

         Kader Pastanesi’ni ders saatlerinin dışında pastanenin sahibinin oğlu meslek lisesi öğrencisi Mustafa işletiyordu. Mustafa, güven verici ses tonu ve güler yüzü ile bizim akrandaki bütün gençleri pastaneye bağlamıştı. Namaz öncesi veya sonrası boş vakitlerimizin birçoğu burada geçiyor; sohbetler, tartışmalar, organizasyonlar hep buradan yapılıyordu.

         Arkadaşlarımızın birçoğu öğrenciydi. Çoğu kez Mustafa bizden pastanede yediğimiz içtiğimiz şeylerden para almazdı. Bu da çoğu kez bizim mahcubiyetimize sebep olmuştur. Bir süre sonra Mustafa hiçbir şekilde bizden para almamaya başladı. Bu durumu ısrarla kendisinden öğrenmeye çalıştık, eğer söylemezse bundan böyle pastaneye gelmeyecektik. Zor bela kendisinden gerçeği öğrendik; Fikret Hocanın, bizden para almamasını, bundan böyle bizim için hesap açtırdığını ve orada harcamaları ödediğini söyledi.

icin-20221226110036.jpg

         Temel Kavramlar

Hoca’nın biz gençlere ilk öğrettiği şeyler; Kardeşlik nasıl bir şeydir? Bu dünyada nasıl yaşanır? Bu dünyada neden varız? İslam nedir? Erbakan kimdir? İslamî siyaset nasıl olmalıdır? Tasavvuf nedir? Şuurlu Müslüman kime denir? Namaz neden kılınmalıdır? Nasıl kılınır? Anne baba hakları, komşuluk hakları nelerdir? Sahabe kimlerdir? Asr-ı saadet neye denir? Hilafetin önemi nedir? Haram helal nedir? Hakk ve Batıl nedir? Allah rızası için nasıl yaşanmalıdır? Cihatın önemi nedir? Neden cihat yapılır? gibi İslami literatürdeki temel kavram ve düşünce biçimlerini Fikret Hoca bizlere ve temas ettiği bütün insanlara anlatmıştır.

Hoca Nerede Biz Orada

         Fikret Hoca, hayatın içinde ve hayata dokunan bir imamdı. Dolayısıyla çoğu kez vaazları veya sohbetleri kimi çevreleri rahatsız ederdi. 1980’li ve 1990’lı yıllarda sürekli görev yeri değiştirilirdi. Biz de hocanın gittiği camilere gider arkasında namaz kılar kendisini hiçbir zaman yalnız bırakmazdık.

         Yanında hatırı sayılır bir gençlik yetiştirmişti. Millî Gençlik Vakfı’nın sohbet meclislerinden ve teşkilat eğitiminden gelen birçok genç Hoca’nın tedrisatından geçmiştir.

         Belediye Başkanlığına Adaylık Teklifi

         Hoca; ilme, irfana, tasavvufa, ahlaka, edebe, nezakete, cihata, gençliğe ve Allah rızasına her şeyden fazla önem veren bir kimseydi. Kendisi gibi düşünsün veya düşünmesin, kendisi gibi inansın veya inanmasın herkesle iyi geçinir ve onlarla iletişimi güçlü tutardı. Bu nedenle esnaftan herkesle iletişimi güçlü ve saygı değer bir imamdı. Bu güçlü kişiliği ve temiz ahlakı nedeniyle Tuzla’nın Pendik’ten ayrılarak ilçe olmasıyla Tuzla Belediye Başkanlığı adaylığı için kendisine teklif götürülmüş yukarıda saydığım öncelikleri nedeniyle bu adaylığı kendisi kabul etmemiştir.

         Derviş Fikret Hoca

         Çoğu kez sabah erken saatlerde veya yatsıdan sonraki geç vakitlerde kimselerin ortalıkta olmadığı saatlerde, kıymetli Hoca’mın pantolonun paçalarını dizlerine kadar çekerek çıplak ayaklarıyla camiinin tuvaletlerini, lavabolarını yıkarken yakaladığımızı biliyorum. Bunları sakın kimseye söyleme diye bana yemin ettirirdi. Kimsenin görmediği saatlerde yıkamasının sebebi riyadan uzak kalmak içindi. Nefsimi ezmek, ayaklarımın altına almak için yapıyorum derdi.

         Fikret Hocamız, Mahmut Sami Hazretlerinden intisapla devam eden Hikmet Efendi’ye kapulanmıştı.  Bizlere de zaman zaman virdler yaptırır tasavvufa alışmamızı sağlamıştır.

         Hasan El Benna, Seyyit Kutup, Abdulhamit Han, Mahmut Sami Ramazanoğlu, Mehmet Zahit Kotku, Necmettin Erbakan gibi büyük mücahit ve gönül dostlarını biz gençler Fikret Hoca’mız vesilesiyle tanıdık.

         Dervişlik, tasavvuf, gönül halkası, ilahî aşk gibi temel tasavvufî terimleri ondan öğrendik.

         Talebe Dostu

                1998 Yüksek Lisans tezimi hazırladığım sırada çalışmalarımı görmek için tezimin bir nüshasını benden istemişti. Tezimi ilk gördüğündeki hayretini ve bana şefkatle bakışını hiç unutamam. Bu tezi hazırlarken ne kadar masraf yaptıysan tamamını ben üstleniyorum demişti.

         Maddî durumu iyi olsun veya olmasın hiçbir ayırım gözetmeden öğrencilere infak etmek, onlara harçlık ve burs vermek gibi yönündeki titizliğini çok iyi biliyorum.

         Pendik’teki birçok ayakkabı ve elbise mağazalarında açık hesabı olduğunu da biliyorum. Oraya öğrencileri gönderir, onları tepeden tırnağa giyindirir sonra da maaşından gider ay başında ödemeleri yapardı.

         Sohbet Adabı

         Sohbetlerinde kişilerin dedikodusunu yapmaz, ilke ve inanç prensipleri üzerinden konuşur, önce karşısındakini dinler sonra ayet ve hadislerden örnekler verir, sahabe hayatından anekdotlar sunardı. Gençlerin uzun soluklu hedefleri, barışçıl hayat tarzları ve millî gayeleri olmalarını isterdi. Gereksiz ayrıntılara girmez amaç hasıl olursa lafı gereğinden fazla uzatmazdı.

         Namaz vakitleri dışında camiide ya birileri yanına gelmiş onların derdini çözmeye çalışırken bulur veya kitap okurken yakalardım. İlk önce tebessümle yüzüme, gözlerimin içine bakar, sıkıntılı mıyım, neşeli miyim anlardı. Hep başkalarının sıkıntılarını dinler kendi sıkıntıları varsa bile belli etmezdi. Kimseye elini öptürmez, elini öpmek isteyen olsa hızla çekerdi.

         Hafızlar ve Hafız Fikret Hoca

         Fikret Hocam, birçok görev yeri değişikliği sonrasında Pendik Merkez Camii’nde baş imam ve vaiz olarak görev yaparken Erenköy Kur’an Kursu’nda da hafızların yetişmesi için fahri görevde bulunuyordu. Kendisi gibi binlerce hafızın yetişmesi için gece gündüz çalıştı. Bu yıl 6.’sı düzenlenen icazet merasimi onsuz yapıldı.

         Pendik’te görev yaptığım yıllar içinde; Kur’an Kursunda çalışırken, işlerin uzaması yüzünden defalarca gece yarısında Kur’an Kursun’dan kendisini yorgun ve uykusuz evine bıraktığımı biliyorum.  Erenköy Kuran Kursu’nun kurumsallaşması için sabahlara kadar çalıştığımız, kaç gece sabahın ışıklarıyla işlerimizi bir sonraki güne aktardığımızı hatırlıyorum.

         Ömrünün tamamını İslam’a, Kur’an’a ve gençliğe adayarak geçirdi.

         Son Dersler

         1980’lerde başlayıp 1990’lı yıllarda bir harekete dönüşen Millî Gençlik Vakfı bünyesindeki gençlerin aksiyonu 2000’li yıllarda bir savrulmaya dönüştü. Biz de Hocamızla yaptığımız sohbetlerde 1990’lı yıllardaki gençleri yeniden bir araya toplamaya ve eski şevk ve heyecanı yeniden diriltmek için çaba sarf ettiğimizi ve bu konuda kendisinden destek istedik. Hocamız da Esenyalı Ahmet Soybaşı Camii’nde “Peygamber Efendimiz’in Hayatı” derslerini Cuma akşamları başlattı. Üçüncü haftadan sonra camii dolup taşmaya başladı. İki ay sonra da corona salgını nedeniyle camiiler kapatılınca o dersler de yarım kalmış oldu.

         Hocamın şöyle bir sözü vardır: “Peygamber Efendimizin hayatını sonuna kadar burada tamamlamalıyız. Yarın ahirette Allah bize bunun hesabını sorar.” demiştir.

         40 Yıl        

         Fikret Cesur Hocam; bana kardeşlerimden bile daha yakındı. Bana güvenir ve kendisine güvenmemizi sağlardı. İçimizi kendisine rahatlıkla açar, niyetimizi, hareketlerimizi, ne yapmak istediğimizi, rahatlıkla istişare ederdik. Bize haktan, doğruluktan, adaletten ve iyilikten başka bir şey tavsiye etmedi.

         “Müslüman geçinilen, geçimi olandır.” “Müslüman kardeşinin bir kusurunu gizleyenin, ahirette Allah da onun on kusurunu gizler.” “Allah’ım senden razıyız, sen de bizden razı ol.” şeklinde hadis ve duaları sık sık dile getirir ve bizlerin kulağına küpe yapmıştır.

         Kendisiyle kırk yıla yakın birlikteliğimiz oldu. Vefatından sonra üç kez rüyama girdi:

Yüksek ve uzunlamasına beyaz bir külliyenin pencerelerinden dışarıya fışkıran ışıklı bir binada kendisine bir makam verilmiş ve orada halkın dertlerini dinleyip dualar ederken kendisini ziyaret ettim. Beni görünce ayağa kalktı ve bana yer gösterdi: “Nerede kaldın Coşkun, çoktan beri gelmiyorsun.” dedi. Yanına iliştim. “Hocam, rahatsızlık vermek istemedim.” dedim. “Sen bize rahatsızlık vermezisin, her zaman senin bizim gönlümüzde yerin ayrıdır.” dedi.

         Diğer rüyamda da yine camide o muhteşem hutbelerinden birini veriyor ve dava arkadaşlarının ismini sayıyordu. O saydığı isimler arasında ben de vardım. Gözyaşları içinde uyandığımda hala hutbenin tesirindeydim

         Üçüncü rüyamda da sabahın altısında hafız talebelere ders tekrarı yaptırıyordu. “Bundan böyle her sabah saat altı buçukta burada ol, bu hafızların derslerini takip et.” deyip başında beyaz bir takke ve yüzünde ay gibi parlayan bir tebessümle oradan ayrıldı.

         Bu hayatın fani olduğunu biliyoruz. Ebedî hayatta Peygamberimizin sancağı altında buluşmak duasıyla.

        

        

        

Bu yazı toplam 3672 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113