• BIST 10771.36
  • Altın 2449.214
  • Dolar 32.8194
  • Euro 35.0403
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 27 °C

ANNENİN ÇOCUĞUNU DOKTORA GÖTÜRMEYE YETKİSİ  YOK

Osman Demir

Osman Rize’nin yaylasında korumasız muhafazasız basit yayla evine doğmuştu. Oradan hastalıklar başlamıştı. Biberon ve bez temini bile çok zor. Daha önemlisi anne ırmak diplerinden yaş ot taşıma zorunda olduğundan uzun saatler annesini ememeden kalıyordu. Soğuk ve üşütmeden dolayı kolay hastalanıyordu. Baba anne Fadime köy daha iyi diye köye gönderdi.

Köyde yine hastalandı, ateşi yükseldi ve halsiz durumda. Annesi Fikriye yanında, Baba Almanya da, büyük baba yaylada.

Hastalık artınca, bir iki gün Fikriye meşeye uzağa yük taşımaya gidemedi.

Mahallede ortaokula okuyan Mehmet bundan haberdar olur ve eve gelir, durumu görür ve ‘’ bu çocuk hasta doktora gitmesi lazım.’‘der. Ama Anne’nin böyle bir karar verme durumu ve hakkı yok.

Günler geçiyor iyileşme yok. Yakınında olanlarda doktora gitmesinin gerekli olduğunu söylüyor, ve yaylaya kaynana Fadime, kaynata Ahmet e haber gönderiliyor, günler geçiyor, gelen yok haber yok.

Ana yüreği acıyor yanıyor ama elden bir şey gelmiyor. Geceleri uykusuz kalıyor, bunu gören komşulardan Hatice, Yasime                     -‘’Gözlerin uykusuz ve kıpkırmızı, bugün bi yere gitme çocuğun yanına dur’’

Anne;- Sabaha kadar kucağımda dursa da ağlamasa, uykuyu geçtim.

Mahelledeki küçük delikanlı öğrenci Mehmet arada gelir doktora götürün diye ısrar eder, diretir, ama neylersin.

Sonunda Nezahat halayı gönderirler ve Osman’ı  kazaya doktora götürürler, doktor hemen yatırır. Ateşini düşürmeye çalışırlar, ama toparlanmaz. Doktor gelir ve ‘başına buz koyun, Rize ye sevk edeceğim , yakınlarına haber ver, sabahleyin ben Rize ye gideceğim benim arabamla götürebiliriz’ dedi. Doktorda bunun için yakınlara haber verilmesi gerektiğini biliyor,öğrenmiş.

Hemen köyde bakkalı olan İsmail amcaya giderek haber verildi.

Ertesi sabah Osman dede kazada göründü, Fikriye dediğin sevince boğuldu, çocuk o halde iken bile, bu kadar bir çaresizlik.

Doktorun özel arabasıyla 4 saatte Rize’ye inerler ama Anne yi araba çok kötü tuttu ve perişan halde getirdi.

Doktor muayene eder ‘’çok bekletmişsiniz’’ der ve yatırır. Doktor menenjitten şüphelenir ve Anne yi dışarı çıkarak çocuğun belinden su alırlar, acı ağlama sesi koridorda yankılanırken annenin içi acır. Etrafında hiç kimse yok.

Osman biraz gözlerini açınca pencereden karpuz görür ve ister. Fikriye’ye  karpuz almak aldırmak ister ama ne çare.

Etrafa bakınırken koridorda 12 yaşlarında bir çocuk görür ve ona söyler. Çocuk tamam der, 2,5 tl parayı alır gider. Ama anne Fikriye gelip gelmeyeceğinden pek emin değil. Gelsin diye dua eder. Biraz sonra çocuk elinde büyük bir karpuzla geldi ve Fikriye çok sevindi.

Karpuzu birinin dolabında soğutur ve Osman’a yedirirler, zaten ilaçlardan fayda bulmuştu bu sefer gözleri iyice açılır.

Osman’ın eski peştemaldan yapılma sert ve kabuk gibi 2 tane bezi var.  Birini kirletince onu alıp yıkıyor, kurutuyor öbürüne koyuyor.  Giyecek olarak ne çocuğun ne annenin ikinci bir elbisesi, atleti çorabı yok. Yemek ise hastaneden ne verildiyse o. Eksiklik, yalnızlık kimsesizlik had safhada. Ama anne çocuğa odaklanmış başka bir şeyi gözü görmediği için eksikliklerin o kadar farkında da değil.

Bir zaman sonra  hafta sonra Osman taburcu edilir, zor şartlarda köye eve getirilir, ilaçları ve iğneleri var, iğneleri köyde iğneci bilinen Osman’ın Sevim teyzesi eve gelerek yapar. Doktor Osman’ın zayıf düştüğünü ve bal süt vb besinlerle iyi beslenmesi gerektiğini söyler. Bal yok, şeker yok, sütte inekler yaylada olduğu için yok. Anneanne Havva kazadan evindeki 1-2 kg lık reçeli kızına verir ve bundan sütüne katarsın der.

Aradan haftalar geçer ve Almanya’dan Baba Murat tan mektup gelir. Gurbetten mektup çok sevinçli bir durumdur, yarıya hasretini çektiğin kişiyi görmüş gibi olursun, okuyamazsan bile resmine bakar onun yazılarına bakarsın. Ama mektup okunmaya başlanınca Mektupta anneye çocuğu habersiz doktora hem de Rize ye nasıl götürürsün diye sert ifadeler okunur. Meğer haber Almanya’ya gitmiş. Sevincin yerini üzüntü alıyor. Murat ‘Rize yetti mi ki Trabzon’a götürmedin’ diye alay eder. Üzüntüden öte korku ve endişe sarar anneyi. Giden haber doğru olsa bari, oda doğru değil. Çünkü Osman ateş içinde yorgan yatak yatarken günlerce yayladan kaynana ve kaynatadan izin beklenmiş ve onay geldikten sonra hastaneye gidilebilmişti.  

İşte Rize’nin köylerinde 1960'lı yıllarda yaşanmış nice acıklı, kör, cehalet, yokluk kokan yüzlercesinden sadece bir hikaye.

 

Bu yazı toplam 271 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113