• BIST 9679.8
  • Altın 2469.163
  • Dolar 32.399
  • Euro 34.4522
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 19 °C

UYGULAMADAN SİSTEME EĞİTİMİMİZ

Talat Yavuz

Son birkaç hafta içinde, Eğitime Destek Platformu İstanbul aylık toplantısına katıldım. İstanbul Eğitim Yatırımları Toplu Açılış Töreni ve Şule Yüksel Şenler Vakfı 28 Şubat Özel Programı’na katılarak Cumhurbaşkanımızın konuşmalarını dinledim. Farklı ilçelerde kırka yakın okul ziyaret ettim, öğretmenler odalarında konuştum, öğretmenlerimizi, idarecilerimizi dinledim.

Yeni atanan öğretmen arkadaşlarımızla hem okul ortamında hem de okul dışında düzenlediğimiz programlarla bir araya geldim, zorlu süreçlerini dinledim. Son günlerde seslerini yükselten şube müdürlerimizle buluştum, duygularına tercüman olmaya çalıştım. Cuma namazını Kartal Mahmut Kemal İnal İmam Hatip Ortaokulu öğrencileri ile okulun spor salonunda kıldım.

Hutbeyi, büyük bir özenle okuyan ve namazı düzgün kıraati ile kıldıran okul müdürümüzün arkasında beraber safa durduğumuz öğrencileri gözlemledim. “Kiralar yüksekmiş, olsun, ben ödeyebiliyorum ya sıkıntı değil.” diyen çiçeği burnunda öğretmenimizi dinledim.

Üç gün arayla iki defa dinlediğim Cumhurbaşkanımızın konuşmaları, eğitime dair söylediklerini hatırladım. Sonra da iki bin mevcutlu bir lisenin öğretmenler odasında; “Burada bir planlama hatası var, elli beş kişilik bir sınıfta biz bu çocuklara hiçbir şey veremiyoruz, tükendiğimi hissettim ve bir dönem ücretsiz izin aldım, ancak kendime gelebildim.” diyen öğretmen arkadaşımızın serzenişini hatırladım. Okul müdürünün söyledikleri ise cabası.

Özetle devletin zirvesinde eğitim için her türlü fedakârlığın yapıldığını, mükemmel okul binaları inşa edildiğini, öğretmen atamalarının yapıldığını gördüm. Mezun olduğu alandan yedi yıl boyunca atanamayan, sonra sınava girerek atanabileceği branştan yeniden lisans eğitimini bitiren ve on yıl sonra atanan öğretmenin umudunun dipdiri olduğunu gördüm. Eğitime yıllarını vermiş idareci ve öğretmenlerin, şube müdürlerinin yanlış giden bir şeyleri anlatmaya, muhatap bulmaya, sivil toplum kuruluşlarının ise katkı sunmaya çalıştıklarını gördüm.

Peki, yanlış olan nedir? Çok şey söylenebilir, ancak ben yanlışları doğuran en büyük yanlıştan ve bu yanlışın uygulamaya yansımalarından bahsedeceğim. Bir eğitim yaklaşımımız, bir eğitim felsefemiz yok. İstikrara kavuşturabildiğimiz, ana omurgası belli bir sistemimiz, problemleri çözecek bir sistematiğimiz yok.

On sekiz milyon öğrencimiz var, ortaokul sonrasında ne yaptığımızı bilen yok. Bir milyon öğretmenimiz var bir personel rejimimiz, bir öğretmen yetiştirme ve atama planlamamız yok.

Hal böyle olunca sürekli bir arayış içinde savruluyoruz. Tıkandığımız yerde sistem kuracağımıza istisnalar oluşturuyor, zamanla bu istisnaları yaygınlaştırarak sistem haline getiriyoruz. Süper lise, Anadolu lisesi, proje okul, protokol okul uygulamaları bunlara en güzel örneklerdir.

Eğitimde başarı diye sunulan bütün çizelgeler, tablolar, onları hazırlatanlar; akademik başarıyı yücelten sınav hazırlıkları, test ve yardımcı kitaplara karşı mağlup olmuşlardır. Bu mağlubiyet ders kitaplarının da sistemin de mağlubiyetidir.

Bir dönem yasaklanan ve denetimlerde öğrencilerin çantalarına kadar aranan kaynak kitap ve testlerin, bugün bakanlık tarafından dağıtılması nasıl bir savrulmadır? Geçmişte ne adına yasaklanmıştı, şimdilerde ne değişti de övünç kaynağı oldu?

Önümüzdeki bu tabloya rağmen, iyi çalışılmış, birbirini tamamlayan birkaç adımla birçok problem çözülebilir. Liselere yerleştirmeyi eğitim değeri olan bir mantığa oturtarak yaptığımızda taşlar yerine oturacaktır. Bu aşamada önlem almayarak sebep olduğumuz problemleri, “lise mezunlarına altı ayda meslek lisesi diploması veriyoruz” gibi acayipliklerle çözmek zorunda kalmayız.

Bir yerden başlamalıyız. Hem sistem yeniden kurgulanmalı hem de her kademede eğitim kadrosu motive edilmelidir. Ne olurdu Öğretmenlik Meslek Kanunu biraz daha özenle çalışılsaydı, öğretmenden en üst yöneticiye kadar kulak verilseydi. Proje okullara kriter koyulsaydı. Müdürler kadrolu atansaydı. Şube ve ilçe müdürleri düşünülseydi, çarpıklıklar düzeltilseydi.

Bütün bu problemler tek tek çözüme kavuşur ancak öncelikle çözüme kavuşması gereken problemlere ve insana yaklaşım şeklimiz olmalıdır. Sadece üst yöneticilerin göz önünde olduğu, istatistiklerle köklü problemlerin örtüldüğü bir ortam sağlıklı bir ortam değildir. Eş, dost, hemşeri ve hatırlılardan oluşan üst kadronun çok kıymetli; diğer kişi, kurum, kuruluş ne varsa hepsinin değersiz olduğu bir ortamda nasıl başarı beklenir ki?

Eski yeni demeden son yirmi yılda yetişen bütün eğitim değerlerimizi kucaklayan, camianın bütün birikimini harekete geçirecek, sürekli istişare eden, sistem kuran, alandan beslenen, iletişimi iyi, öğretmeni, öğrenciyi, okulu merkeze alarak okul dışında yapılan bütün projeleri çöpe atacak, kütüphanesini öğrenci ve velilerinin okuduğu kitaplarla kurduracak, kendini değil öğretmenini önde tutacak, bir öğrencimi, bir okulumu, bir öğretmenimi bile feda etmem diyen derdi yüzüne yansımış, istatistiklere boğulmamış bir eğitimci ile çalışmak bilmem nasip olur mu? Neden olmasın?​

Bu yazı toplam 375 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113