Mehmet Okuyan’ın Hz. İsa’nın beşikte konuşmasıyla ilgili ayeti tefsir ederken yaptığı bir değerlendirmeyi izledim video paylaşımında. İnanan bir mümin açısından düşündüğümüzde çok dikkat çekici bir tutarsızlığı fark ettim ve yazmak istedim.
Kendisi bu konuda iki ihtimalden söz ediyor:
Birincisi, Hz. İsa’nın gerçekten bir mucize olarak bebekken konuştuğu ve buna iman edilmesi gerektiği görüşü. Bunda sorun yok; zaten bütün ehli ilim ve müfessirler bunu söylüyor.
İkincisi ise “beşik” ve “çocuk” ifadesinin yeni doğmuş, konuşamayan bir bebek değil, aslında konuşabilecek yaşta bir çocuğun kastediliyor olabileceği yorumu.
Kur’an’a hâkim ve tefsir yazan birisinin iki ihtimali zikretmesi ilmi olarak da anlaşılabilir. Ancak mesele ve yazıyı yazmama sebep olan sıkıntı şurada ortaya çıkıyor:
Bana sorarsanız bu iki ihtimalden hangisine kanaat getiriyorsunuz? Ben yüzde 51 ikinci derim diyor.
Bir taraftan mucizenin olduğunu ve iman edilmesi gerektiğini söylerken, diğer taraftan anlaşılmasını istediği ikinci görüşü tercih ediyor.
Bu durumda zihnin ve kalbin farklı yönelimlerinin olduğu ortaya çıkıyor. Gelecek tepkileri bildiği için bu görüşü savunur gibi yaparak, diğer taraftan “yüzde 51 akıl bunu söylüyor” diyerek mucizeyi devre dışı bırakıyor.
Oysa ilgili ayete dikkatle bakıldığında, ikinci yorumun ciddi bir problem içerdiği açıkça görülür:
"Sonra çocuğu kucağına alarak topluluğuna getirdi. Dediler ki: “Ey Meryem! Gerçekten sen çirkin bir şey yaptın!
Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam, annen de iffetsiz değildi.
Bunun üzerine Meryem çocuğu işaret etti. “Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.
Cevabı çocuk verdi: “Ben Allah’ın kuluyum; O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı...” (Meryem Sûresi, 27–29)
Bu ayetler, Mehmet Okuyan’ın dediği gibi henüz süt emen, sıradan konuşabilen bir çocuk olmadığını; henüz konuşma çağında olmayan bir bebekle karşı karşıya olunduğunu açıkça ortaya koyar.
Eğer çocuk zaten konuşabilecek yaşta olsaydı, bu itirazın hiçbir anlamı kalmazdı. Bu çocuk bizimle konuşamaz diye hayret içerisinde kalınmazdı. Demek ki ayetin bağlamı mucizeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu durumda şu çelişki ortaya çıkmaktadır:
Bir yandan “mucizeye iman etmek gerekir” denilmekte, diğer yandan ayetin açık bağlamını zayıflatan bir yorum daha “tercih edilir” görülmektedir.
İman, sadece ihtimaller arasında birini seçmek değil; vahyin açık beyanına teslim olmaktır.
Mucizeyi kabul ettiğini söyleyip yorumu mucizeyi zayıflatacak yöne kaydırmak bir tutarsızlıktır.
Sonuç olarak, Hz. İsa’nın beşikte konuşması, Kur’an’ın açık ifadesiyle bir mucizedir. Bunu mecaz olarak yorumlamaya çalışmak, ayetin siyak ve sibakını (bağlamını) zorlamak anlamına gelir.
İman, yüzde hesabı yapmaz.
İman, açık olanı teslimiyetle kabul eder.




























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.