• BIST 1.441
  • Altın 499,503
  • Dolar 8,3566
  • Euro 10,1202
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 29 °C

BELKIS OLABİLMEK

Sebahat Çakır

1.Bölüm/Kuş Dili

Bugünkü konumuz bir yazı dizisi şeklinde olacak. Konu bilinen bir hikaye olmakla beraber, Kur’an-ı Kerimde bahsi geçtiğinden, vurgulanmak istenen işaret ve inceliklere değinmeden geçemeyeceğim. Çünkü, bir aşk hikayesi, bir tevhit risalesi, bir tasavvuf felsefesi, bir edebiyat manzumesi!

Belkıs denilince ilk akla gelen Hz. Süleyman (a.s.) ve muhteşem saltanatıyla beraber, hüdhüd kuşu, sebe/saba halkı, mektup, vezir Asaf, Belkıs’ın tahtı/arşı gibi birçok temalar tesbih boncuğu gibi aklımızda sıralanmaya başlayıverir. Az-çok birçok kişi tarafından dillerde darb-ı mesel haline gelen bu kıssanın duyulduğunu fakat doğruluğu hakkında şüpheler olduğunu görüyoruz. Oldukça eski yıllarda yaşandığı düşünülen hikayenin, tarihi belgelerle ortaya çıkarılması mümkün olamamıştır. Bu yüzden Süleyman-Belkıs hadisesinin efsane olduğunu düşünenler vardır. Fakat biz müslümanlar olarak Kur’an-ı Kerim de Neml suresi 14-44 ayetleri arasında bahsi geçen bu hikayeye yakinen iman ederiz. Zira Hz. Süleyman (a.s.) ile çağdaş bir Sebe melikesi Belkıs’a ait somut belgelerin bulunamaması, bu tarihi gerçeğin inkar edilmesini gerektirmez. Tarihi bulgularla örtüşmediği gerekçesiyle  yaşanmış bu hadise ‘’ Uydurma bir efsane’’ olarak yorumlanmamalı. Kur’an-ı Kerim bir hikaye ve masal kitabı değil, bilakis  anlatılan geçmiş ümmetlere ait hikaye ve mesellerde, ilahi muradın beyanı mevcuttur. Kur’an-ı Kerim, mucizesi kıyamete kadar devam edecek vahy-i Hüda’dır. Mucizevi ilahi vecizelerle, belli ölçüde takdim edilen kıssalarda inananlar için mühim uyarılar ve sosyal yasaları belirleyici niteliklerde hatırlatmalar olduğunu idrak etmekteyiz.

Kur’an-ı Kerim de Süleyman (a.s.) ın bir peygamber olduğu ve kendisine kimsenin ulaşamayacağı mal ve saltanat verildiği, kuşların ve diğer hayvanların dillerinin öğretilmiş olduğu ifade edilir. (Neml/16-Sad/35)

Nazari ilim sahiplerinin kabullenmekte zorlandığı ve bu yüzden inkara kadar süreklendiği, tabiat kanun ve yasalarının sistem dışı bırakıldığı bir olağanüstü mucizeler tezahürü olan Süleyman (a.s.) kıssası, ilahi kudretin tecellisidir. Bize düşen verilen mesajı doğru algılamaktır.

Belkıs’ın Süleyman (a.s.) ile aynı çağda yaşamış  Sebe ülkesinin kraliçesi olduğu bilinmekte. Sebeliler bugünkü Yemen de yaşamış olan bir Arap kavmidir. Babasının tek varisi olan Arap Melikesi Belkıs tarafından yönetilen Sebe halkı, güneşe tapan bir milletti.

Hz. Davut (a.s.) ın oğlu olan Hz. Süleyman (a.s.) ile Belkıs’ın karşılaşma hadisesine gelmeden önce Kur’an-ı Azimüşşanda ki ayet sırasına göre konuyu ele almaya çalışalım.

Öncelikle Hz. Süleyman (a.s.) ‘’Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi.’’ diyor. (Neml/16) Süleyman (a.s.) kuşların ve diğer hayvanların dilini anlardı. Rüzgar, çok uzaklardaki insan ve hayvanların konuşmalarını O’nun kulağına fısıldardı. Bazı rivayetlerden elde ettiğimiz bilgilere göre muhtelif kuşların ötüşlerindeki anlamlar şöyledir;

Tavus kuşu, ‘’Ne yaparsan karşılığını bulursun.’’

Horoz, “Ey gafiller! Allah’ı (cc) çok zikredin.’’

Papağan, “Tek derdi dünya olanın vay haline!”

Kayakuşu, “Sukut eden selamet bulur.”

Hüdhüd kuşu, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”

Kartal, “İnsanlardan uzaklaşmak huzurdur.”

Toygar kuşu, “İlahi, Muhammed’in (a.s.) ehl-i beyt’ine buğzedene lanet et.”

Şahin, kumru, akbaba, güvercin ve kuşların birçoğunun ötüşleri “Yüce Rabbimi tesbih ederim.” şeklindedir. (Kurtubi Ahkami’l Kur’an, Nesefi Medarikü’t-Tenzil, Ebussuud İrşadü’l Akli’s-Selim, Sa’lebi el-Keşfve’l-Beyan)

  Daha başka birçok eserde de rastladığımız  bu tür rivayetler, Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde  geçen “Yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah’ı (cc) tesbih eder.” Ayetlerine ters düşmez. Aynı zamanda insanlara verilmek istenen mesajların bu yöntemle iletiliyor olduğu düşünülse de bu yöntem fabl ile karıştırılmamalıdır.

  Tasavvuf literatürlerin de saliklerin kendi makam ve derecelerine göre, kuş seslerine anlam yüklediklerini görürüz. Örneğin; Mesnevide Hz. Mevlana der ki ‘’Leylek adını şehadetten alır. Leyleğin “Lak ! Lak!” sesi ‘’el-mülkü leke, el-emru leke, el-hamdü leke, el-izzetü leke!’’ “Mülk senindir, emir-ferman senindir, hamd sanadır, izzet ve şeref sana aittir!’’ Ülkemizdeki bazı hattatların besmeleye leylek biçimi vererek, bu düşünceyi şekillendirdiklerini görürüz.

  Tasavvuf kültürün de  ‘’kuş dili/gizli dil’’ in ayrı bir yeri olduğuna rastlanır. Birçok doğu ve batı kültüründe kuş=ruh eşleştirmesi meşhurdur. Türklerde ölen kimse için ‘’Can kuşu uçtu’’ ifadesi bunun için söyleniyor olsa gerek. Kuş dilinden maksat, ruhi hakikatleri işaret eden ‘’ilm-ü ledün olarak anlaşılması da muhtemeldir. Manevi alemde, Allah’ın (c.c) bazı sırlarına vakıf olan, vecd haliyle kendinden geçip, Hakk’ın (c.c) zatında kaybolan sufiler, bu hallerini birtakım sembolik ifadelerle ifşa yoluna başvururlar. Hiçbir dile tercüme edilemeyen kelime ve sözlerin lugatı ‘’Kuş dili/mantıkut’tayr’’olarak nitelendirilir. Melek’i dilde denilebilen böyle bir dile müracaat edilmesi; tecrübe edilen vecd halinin kelimelere dökülmesinin mümkün olamayacağından olsa gerek.

   Lahuti alemlerde manevi raks halinde olan ruhun, vecd halinin kontrolsüz olarak tezahürü sebebiyledir de denilebilir. Bazı sufilerin ilahi sevgiyi ifade içeren bu tür sözlerini yorumlamaya çalışmak ve birtakım te’viller yüklemek sakıncalı olabilir. Aşk ateşinin pervanesi olan bazı sufiler, bu tür sembolik diller kullanırken bazıları ise susmayı tercih etmiştir. ‘’Konuşmak gümüş ise susmak altındır’’ sözü tam da bu hususta anlam zenginliği içeriyor. Nitekim Mesnevide Mevlana’nın kastettiği de bu olsa gerek.

Şöyle ki; ‘’Sen sus ki, şimdi sana dili veren konuşsun. Kapıları, kilidi ve anahtarı düşünüp bulan konuşsun.’’

   Bir derviş kimliği ile tanıdığımız Yunus Emre bu sembolizmi “Hak (c.c) aşıklarının dili, kuş dili” olduğu düşüncesiyle canlı bir şekilde kullananlar arasındadır. Meşhur ifadelerinden biri olan; “Süleyman kuş dili bilir dediler, Süleyman var Süleyman’dan içeru’’ derken, belki de Hz. Süleyman (a.s) ın ihtişamı, sadece maddi  saltanat olan rüzgara ve cinlere hakimiyetten öte, iç alemini donatan nübüvvet ve velayetin ihtişamıyla manevi alemde de kemalat sahibi olduğunu işaret etmekte. Aynı zamanda Hz. Süleyman’da izhar olan Kudret-i Rabbani, nice has kulların gönüllerinde ‘Sırr-ı Süleyman’ olarak devam etmektedir. Şeklinde de açıklanabilir. En iyi bilen sözün sahibidir.

  Sırr-ı Süleyman sahibi yani insanı kamil her devirde mevcuttur ve diridir. Sen kuş dili bilmesen de kuş dili, bilene var. Var ki; ruh kuşun, nefsin kafesinden azat olsun, ruhun alem-i sırra kanat çırpsın.

 Hz. Mevlana Mesnevisinde mürşidi kamillerin kuş dili bilmesine yüklediği mana, mürşitlerin sufisinin mizaç ve karekterine göre terbiye metodlarını bilmesi olarak ifade eder. Şöyle ki; ‘’Ey kamil mürşit, sende gel Süleyman’a mensup olan kuş dilini söyle ve her kuşun ötüşü gibi öt… Allah (c.c) sana her kuşun ötüşünü öğretmiştir. Cebre inanan kişiye cebir dili ile söyle, kanadı kırılmış kuşa da sabırdan bahset. Nurdan nasibi olmayan yarasayı nur ile tanıştır, ışıkla birleştir. Kavgacı kekliğe barışı öğret, Doğana da hilmi anlat. Böylece hüdhüdden karakuş’a yol göster. Allah (c.c) doğruyu daha iyi bilir.’’ (Mesnevi VI-851-858)

  ‘’Tasavvuf anlamaktır yetmiş iki milletin dilin. Tasavvuf alem-i akla Süleyman olmağa  derler.’’ (Şeyh İbrahim Efendi)  İbrahim Efendi bu ifadesiyle, Peygamber efendimizin (a.s) ümmeti için haber verdiği fırkaları işaret ederek, tasavvufun birleştirici yönüne dikkat çekiyor olabilir.
 Yaratılan tüm insanların  farklı düşünce, karakter ve mizaçlarının bilinip saygı duyulması gerektiği ile beraber, her şahsı anlamak ve ona göre davranış biçimi belirleme konusundaki inceliğe de işaret ediyor olabilir. Böylece mana-i Süleyman dilinin birleştirici metoduyla birtakım ayrılıklar, ötelemeler ve bölünmeler ortadan kalkabilir. Her bir ferdin istidadını bilip ona göre terbiye metodu belirlemek mürşidi kamillere ait bir özellik olarak kalmayıp, bu metodu insan ilişkilerinde olumlu iletişim için kullanmak,  insan-ı kamil olma yolunda kullanılması gereken bir prensiptir.

  Hz. Süleyman (a.s) ile Belkıs’ın buluşmalarını bir sonraki bölümde anlatacağız, İnşaallah.

 Tevfik Allah’tan (c.c)… 

Bu yazı toplam 3192 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113