Yeter artık!
Bu milletin şehitleri üzerinden suskunluk siyaseti yapılmasın.
Tarih susturulamaz.
Kitabeler yok sayılamaz.
Mezar taşları görmezden gelinemez.
Ve en önemlisi…
Şehitlerimizin emaneti, bürokratik sessizliğin arkasına saklanamaz!
Bugün İzmir’de cevap bekleyen çok açık bir soru var:
YENİKALE ŞEHİTLİK Mİ, DEĞİL Mİ?
Bu kadar basit.
Bu kadar net.
Bu kadar açık.
Eğer “Evet, Yenikale Şehitliği bir şehitliktir” diyorsanız, o zaman soruyoruz:
Neden gereken hassasiyet gösterilmiyor?
Eğer “Hayır, burası şehitlik değildir” diyorsanız, o zaman daha büyük bir soru soruyoruz:
O hâlde tarihî kitabe neyi anlatıyor?
TARİHÎ KİTABE ORADA DURUYOR!
Yenikale’de farklı tarihlere ait 1740, 1748 ve 1805 tarihli üç mezar bulunuyor.
Üstelik burada, üzerinde II. Abdülhamid’in tuğrası ve Osmanlı Devleti arması bulunan tarihî bir kitabe var.
Ve o kitabe bize açıkça 5 Mart 1915’i gösteriyor.
İtilaf Devletleri'nin İngiliz ve Fransız gemilerinden Yenikale’ye atılan mermiler…
Toplarının başında görev yapan Osmanlı askerleri…
Ve vatan savunması sırasında şehit düşen Mehmetçikler…
Kitabede yazan ifadeler ortada:
“...Yenikale’ye atılan mermilerden müstakil ağır topçu taburu efradından top başında şehit olanların ruhlarına rızaen lillah Fatiha.”
Şimdi soruyorum:
Bu kitabe neyin kitabesi?
Bu şehitler kim?
Bu mezarlar kime ait?
5 Mart 1915’te top başında şehit düşen askerlerimizin hatırası neden hâlâ tartışma konusu?
Yoksa 111 yıl önce top başında şehit düşen askerlerimizin kim olduğunu bugün biz mi unutuyoruz?
ŞEHİT “STATÜ” BEKLİYOR, MİLLET CEVAP BEKLİYOR!
Son günlerde kamuoyunda Yenikale’nin “şehitlik statüsünde olmadığı” yönünde ifadeler duyuluyor.
Peki!
Öyleyse açıklayın.
Hangi belgeye dayanıyorsunuz?
Hangi resmî karara dayanıyorsunuz?
Hangi kurumun tespiti var?
Varsa belgeyi kamuoyuna açıklayın!
Çünkü devlet ciddiyeti bunu gerektirir.
“Öyle deniliyor.”
“Böyle biliniyor.”
“Statüsü farklı.”
“İlgileniliyor.”
gibi yuvarlak cümlelerle bu mesele kapatılamaz.
Şehitlik meselesi dedikoduya bırakılamaz!
Bir tarafta tarihî kitabe duracak…
Bir tarafta şehit askerlerin hatırası olacak…
Bir tarafta yıllardır yapılan anmalar olacak…
Ama diğer tarafta “Burası şehitlik mi, değil mi?” tartışması yaşanacak!
Olmaz!
BİZ KİMSEYİ SUÇLAMIYORUZ; AMA HESAP SORUYORUZ!
Evet, açıkça söylüyorum:
Biz kimseyi peşinen suçlamıyoruz.
Kimsenin makamına, rütbesine veya kurumuna saldırmıyoruz.
Ama cevap istiyoruz.
Çünkü bu milletin şehitleri söz konusu olduğunda susmak bizim hakkımız olmadığı gibi, yetkililerin de susma lüksü yoktur.
Burada mesele bir bayrak direğinin boş kalmasıyla başlayıp bitmiyor.
Mesele birkaç mezarın bakımı da değil.
Mesele devletin şehidine nasıl sahip çıktığıdır.
Mesele vefadır.
Mesele hafızadır.
Mesele tarih bilincidir.
Mesele devlet ciddiyetidir.
5 MART NEDEN HÂLÂ HATIRLANMIYOR?
Bir başka soruyu daha sormak zorundayız:
5 Mart neden “Yenikale Şehitleri ve Zafer Günü” olarak anılmasın?
Prof. Dr. Necmi Ülker’in 5 Mart 2024 tarihinde Yenikale Şehitleri Anma Töreni’nde dile getirdiği çağrı da tam olarak budur.
1915’te vatan savunması uğruna şehit düşen askerlerimizin hatırasının yaşatılması ve 5 Mart’ın Yenikale Şehitleri ve Zafer Günü olarak anılması…
Bu, gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir çağrıdır.
Çünkü milletlerin tarihi yalnızca savaşlarla yazılmaz.
Şehitlerini nasıl hatırladığıyla da yazılır.
ONLAR “BANA NE?” DEMEDİ!
Bir düşünün…
Yenikale.
Düşman gemileri İzmir’i bombalıyor.
Topların başında askerlerimiz var.
Ölüm üzerlerine yağıyor.
Ama onlar kaçmıyor.
Görev yerlerini terk etmiyor.
“Bana ne?” demiyor.
Çünkü onlar biliyor:
Orada yalnızca bir mevziyi değil, vatanı savunuyorlar.
Ve bugün biz ne yapıyoruz?
Onların mezarları konusunda bile tartışıyoruz.
Onların emanetine sahip çıkmak için birbirimize sorumluluk atıyoruz.
Bu mudur vefa?
ŞEHİTLERİMİZ BİZDEN ÇOK ŞEY İSTEMİYOR!
Onların bugün bizden istediği ne para…
Ne makam…
Ne madalya…
Ne alkış…
Ne de gösterişli törenler…
Onların istediği çok basit:
Hatırlanmak.
Emanetlerine sahip çıkılması.
İsimlerinin ve hikâyelerinin gelecek nesillere aktarılması.
Bunu bile yapamıyorsak, çocuklarımıza hangi tarih bilincini anlatacağız?
ŞEHİTLİKLER “SAHİPSİZ ALAN” DEĞİLDİR!
Şehitlikler yalnızca birkaç taş ve mezardan ibaret değildir.
Her mezar bir hikâyedir.
Her kitabe bir belgedir.
Her şehitlik, bu milletin hafızasına bırakılmış bir emanettir.
Ve o emanetin üzerinde “Sahipsiz” yazmaz!
Devletin kurumları vardır.
Yetkilileri vardır.
Sorumlulukları vardır.
Milletin de vicdanı vardır.
Biz bugün o vicdan adına soruyoruz:
YENİKALE ŞEHİTLİK Mİ, DEĞİL Mİ?
Evetse, gereğini yapın!
Hayırsa, belgesini ortaya koyun!
Artık yuvarlak cümleler istemiyoruz.
Artık “ilgileniyoruz” açıklamaları istemiyoruz.
Artık sessizlik istemiyoruz.
Belge istiyoruz.
Açıklama istiyoruz.
Netlik istiyoruz.
Ve bunu yalnızca kendimiz için değil, 5 Mart 1915’te top başında can veren Mehmetçikler için istiyoruz.
ŞİMDİ SIRA YETKİLİLERDE!
Bu nedenle konuya vakıf ve sorumluluk alanları bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri, Ege Ordu Komutanlığı ve İzmir Valiliğine açık çağrımızdır:
Yenikale’nin statüsünü açıklayın!
Tarihî kitabenin hukukî ve tarihî niteliğini açıklayın!
Mezarların kimlere ait olduğunu açıklayın!
5 Mart 1915’te şehit düşen askerlerimizin hatırasına ilişkin yapılan çalışmaları açıklayın!
Ve en önemlisi:
Bu milletin karşısına çıkıp açıkça söyleyin:
YENİKALE ŞEHİTLİK Mİ, YOKSA BİZİ Mİ UYUTUYORSUNUZ?
Çünkü artık mesele benim meselem değil.
Mesele senin de meselen değil.
Mesele hepimizin meselesi.
Çünkü orada yatanlar yalnızca geçmişin askerleri değil…
Bu vatanın şehitleri.
Onların emaneti de hepimizin emaneti.
Ve unutmayalım:
Şehidini unutan millet, geçmişini kaybeder.
Geçmişini kaybeden millet ise geleceğini kuramaz.
Şimdi susma zamanı değil.
Şimdi cevap verme zamanı!
Selâm ve dua ile…



























