Türkiye, darbelerin acısını yaşamış bir ülke. 15 Temmuz gecesi yaşanan hain darbe girişimi, milletimizin hafızasında hâlâ tazeliğini koruyor. Bu nedenle bugün ortaya atılan her türlü “yeni darbe”, “gizli yapılanma” veya “devlet içinde örgütlenme” iddiası toplumda ciddi bir endişe yaratıyor.
Son günlerde Süleymancılar üzerinden çeşitli tartışmalar yürütülüyor. Ancak burada önemli olan, herhangi bir dini veya sosyal topluluğu peşinen suçlamak değil; devlet içinde hukuka aykırı bir yapılanma, vesayet arayışı ya da demokratik düzeni tehdit eden bir girişim varsa bunun hukuk devleti içerisinde bütün yönleriyle araştırılmasıdır.
Türkiye'de artık kimsenin “Benim arkam güçlü” diyerek devletten bağımsız bir güç odağı oluşturmasına izin verilmemelidir. Devletin kurumları; cemaatlerin, tarikatların, siyasi grupların veya herhangi bir çıkar çevresinin üzerinde olmalıdır.
“İkinci bir darbe mi geliyor?” sorusu elbette çok ağır bir sorudur. Böyle bir iddianın cevabı söylentilerde, sosyal medyada veya siyasi hesaplaşmalarda değil; somut delillerde ve bağımsız hukuk mekanizmalarında aranmalıdır.
Çünkü darbe korkusu üzerinden toplumu birbirine düşürmek de tehlikelidir, gerçek bir tehdidi görmezden gelmek de…
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı korku değil, hukukun üstünlüğüdür.
İhtiyacımız gizli hesaplar değil, şeffaf devlet yönetimidir.
İhtiyacımız kişi veya cemaat sadakati değil, devlete ve millete sadakattir.
Devletin içerisinde kim olursa olsun, hangi isimle anılırsa anılsın, hukukun dışına çıkan herkes hesap vermelidir.
Çünkü devlet güçlüdür; fakat gerçek güç, hukuktan aldığı güçtür.
Ve unutulmamalıdır:
Bir daha darbe yaşanmaması için yapılması gereken, korkuları büyütmek değil; demokrasiyi, hukuku ve devlet kurumlarının bağımsızlığını güçlendirmektir.




























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.