CHP Onur Kurulu Üyesi Buket Müftüoğlu, Sevr Antlaşması’nın imzalanmasının 106’ncı yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemindeki “Terörsüz Türkiye” başlıklı süreç ve çerçeve yasa tartışmalarını değerlendirdi.
Sevr Antlaşması’nı “Türk milletinin parçalanmasını öngören bir dayatma belgesi” olarak nitelendiren Müftüoğlu, Lozan Barış Antlaşması’nın ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesinin uluslararası hukukta tescili olduğunu ifade etti.
Yazar Buket Müftüoğlu, şöyle konuştu:
“10 Ağustos 1920’de Osmanlı Devleti’ne imzalatılan Sevr Antlaşması, Türk siyasi tarihinde egemenliğin tasfiyesini hedefleyen en ağır metinlerden biridir. Sevr, Osmanlı’nın çöküş döneminde Türk milletinin parçalanma planıdır. Buna karşı verilen Kurtuluş Savaşı’nın zaferi sonucunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş iradesinin bütün dünyaya tescilidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, Sevr’in reddi ve Lozan’ın kabulü üzerine kuruludur.”
‘EMPERYALİZMİN AŞMAKTA EN ÇOK ZORLANDIĞI DİRENÇ…’
Türkiye’de egemenlik tartışmalarının bu tarihsel çerçeveden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Müftüoğlu, CHP’nin Altı Ok ilkeleri ile cumhuriyetin kuruluş felsefesi arasındaki bağa dikkat çekti.
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık ve Laiklik ilkelerinin 1927’de, Devletçilik ve İnkılapçılık ilkelerinin ise 1931’de CHP programına girdiğini hatırlatan Müftüoğlu, 1935 CHP Programı’nda altı ilkenin “Kemalizm” olarak tanımlandığını, 1937’de ise Altı Ok’un Anayasa’ya girdiğini belirtti.
Müftüoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Kemalizm, Mustafa Kemal Atatürk hayattayken yalnızca CHP’nin parti ideolojisi olarak kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş kodlarını da oluşturmuştur. Emperyalizmin Türkiye’de aşmakta en fazla zorlandığı direnç de tam olarak budur: Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk ruhundan doğan, Sevr’i reddeden, Lozan’la bağımsızlığını tescil eden ve bunu ulus devlet çatısı altında kurumsallaştıran Kemalist Cumhuriyet.”
‘TÜRK MİLLETİ TANIMI BÜTÜN ETNİK KÖKENLERİ KAPSAR’
Açıklamasında vatandaşlık ve millet kavramlarına da değinen Müftüoğlu, “Türk milleti” kavramının farklı etnik kökenlerden yurttaşları ortak vatan çatısı altında kapsadığını söyledi.
Müftüoğlu, “Türk milleti kavramı, Kurtuluş Savaşı’nı omuz omuza kazanmış bütün etnik kökenleri içinde barındırır. Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Arap ya da Kafkas kökenli bütün vatandaşlarımız ortak bir vatan iradesinin parçasıdır” dedi.
Terör örgütü ile Kürt kökenli vatandaşların özdeşleştirilmesine de karşı çıkan Müftüoğlu, şunları kaydetti:
“Abdullah Öcalan, Türk milletini oluşturan Kürt kökenli vatandaşların temsilcisi değildir. PKK ile Kürt vatandaşlarımızı aynı unsurların parçasıymış gibi göstermek ahlak dışıdır. Terörün hedef aldığı insanlar arasında hiçbir etnik ayrım olmamıştır.”
‘SORUN EŞİT YURTTAŞLIK DEĞİL, HUKUKUN UYGULANMASIDIR’
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki vatandaşlık tanımının açık olduğunu belirten Müftüoğlu, “eşit yurttaşlık” kavramına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Müftüoğlu, “Sorun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kanun önünde eşitsizliği değil, hukukun ve adaletin yanlış uygulanmasıdır. ‘Eşit yurttaşlık’ tanımının kullanılması, sanki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki vatandaşlık tanımında bir eksiklik varmış gibi bir siyasi algı yaratmaktadır” görüşünü dile getirdi.
‘CHP’DEKİ 2010 KIRILMASINI BURADAN OKUYORUM’
Açıklamasında CHP’nin son 16 yıldaki ideolojik dönüşümüne ilişkin görüşlerini de paylaşan Müftüoğlu, 2010 yılını parti açısından önemli bir kırılma olarak değerlendirdi.
Müftüoğlu, şöyle devam etti:
“2010’dan bu yana Cumhuriyet Halk Partisi’nin ideolojik olarak etkisizleştirilmesi, Altı Ok’un içinin boşaltılması ve Kemalizm’in partinin karar mekanizmalarındaki belirleyiciliğinin ortadan kaldırılması basit bir parti içi çekişme olarak değerlendirilemez. Ben 2010 kırılmasını tam da buradan okuyorum.”
Kemal Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin kurucu ilkelerinden sistematik biçimde uzaklaştığını savunan Müftüoğlu, bu sürece itiraz eden Cumhuriyetçi kadroların etkisizleştirildiğini ileri sürdü.
Müftüoğlu, “Altı Ok giderek sembolik bir parti amblemine dönüştürüldü. O dönemde bu politikalara karşı çıkan isimler ‘AK trol’ olmakla suçlanıyordu. Bugün ise aynı dönemde şekillenen bazı kadroların Kılıçdaroğlu’na karşı pozisyon alması, o siyasal zihniyetin tasfiye edildiği anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.
‘CHP, İLKELERİNDEN KOPARILMIŞ BİR ZİHNİYETE TERK EDİLMEMELİ’
CHP içindeki mevcut tartışmalara da değinen Müftüoğlu, kişilere yönelik siyasi pozisyonlar üzerinden Atatürkçülük veya vatanseverlik ölçümü yapılamayacağını belirtti.
“CHP’den istifa etmek hiç kimseyi tek başına Atatürkçü yapmadığı gibi, parti içerisinde kalıp bu zihniyetle mücadele etmeyi tercih edenleri de hain yapmaz” diyen Müftüoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Oyun çok daha büyük. AKP ve Tayyip Erdoğan nefreti üzerinden bölünüp parçalanan Cumhuriyet Halk Partisi, partiyi ilkelerinden ve omurgasından koparmış bir zihniyete tamamen terk edilerek meydan boş bırakılmamalıdır.”
‘ÇERÇEVE YASA DEVLETİN KURUCU İLKELERİYLE DOĞRUDAN TEMAS EDİYOR’
Müftüoğlu, TBMM gündemindeki “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında görüşülen çerçeve yasayı da eleştirerek, düzenlemenin yalnızca terörle mücadele başlığı altında değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Müftüoğlu, “Bu tarihsel çerçeve ve sorumluluk bilinci dikkate alınmadan, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde yer alan ‘Terörsüz Türkiye’ başlığıyla yürütülen çerçeve yasa tartışmalarını anlamak mümkün değildir” dedi.
Söz konusu düzenlemenin Sevr Antlaşması’nın yıl dönümünde gündeme gelmesine dikkat çeken Müftüoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün ‘Terörsüz Türkiye’ başlığı altında Gazi Meclis’e getirilen çerçeve yasa, Sevr’in yıl dönümüne denk gelen siyasal zamanlamasıyla birlikte değerlendirildiğinde Lozan’a açık bir başkaldırı niteliği taşımaktadır. Çünkü bu tartışma yalnızca terörle mücadele hukukunu değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik tanımını, vatandaşlık anlayışını ve üniter devlet yapısını doğrudan etkileyen bir yeniden kurma girişimi olarak karşımıza çıkmaktadır.”
‘TARİHSEL SÜRECE POPÜLİST ALGILARLA BAKILMAMALI’
Türkiye’nin ve CHP’nin içinden geçtiği sürecin daha geniş bir tarihsel perspektifle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Müftüoğlu, iç ve dış müdahaleler konusunda da değerlendirmelerde bulundu.
Müftüoğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde oynanan oyunlara, partinin içinden ve dışından yapılan müdahalelere ve ülkemizin içinden geçtiği bu tarihî sürece popülist algılarla değil; dürüst, objektif ve vatansever bir bakışla yaklaşılması gerekir” dedi.
Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli dış müdahaleler ve siyasi operasyonlarla karşı karşıya kaldığını savunan Müftüoğlu, Lozan üzerinden yürütülen tarihsel mücadelenin halen devam ettiğini ileri sürdü.
MÜFTÜOĞLU: HAKİMİYET MİLLETİNDİR!
Açıklamasının sonunda TBMM’de yapılacak düzenlemelerde milletvekillerinin tarihsel sorumluluk taşıdığını belirten Müftüoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“10 Ağustos 2026’da TBMM gündemine gelen bu düzenleme, barışçıl ve teknik bir hukuki metin olmanın ötesinde, devletin kurucu ilkeleriyle doğrudan temas eden siyasal bir kırılmadır. Bu yasayı türlü bahanelerle Meclis’ten geçiren siyasi partileri ve bu yasaya imza veren milletvekillerini Türk milleti asla unutmayacaktır. Unutmayın ki hakimiyet milletindir.”
Müftüoğlu, açıklamasını, “Biz daha son sözümüzü söylemedik” ifadeleriyle tamamladı.

































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.