Birkaç yıl önce de aynı başlıkla yazmıştım.
Güzel memleketimin gündeminde “tarihin tekerrürü” kaidesinden bir türlü sapma ol/a/mayınca,
çözül/e/meyen meseleler kısır döngüye dönüşünce,
isimler ve kurumlar değişse de zihniyet değişmeyince,
dilimize pelesenk ettiğimiz değerler, eğitim müfredatına sıkıştırılsa da toplum hayatında esamesi okunmayınca;
kimileri devletten, kimileri milletten ç/almayı kendilerine hak görmeye devam edince;
eşe, dosta, ahbapa güven kalmayınca;
alan alabildiğini, çalan çalabildiğini kâr sayınca;
hırsızlıkta herkes birbiriyle aşık atmaya devam edince,
“Sözün tekrarı, değerini düşürür.” kaidesine gönülden inanan bendeniz de ‘mecburen’ tekrara düştüm. Umut fakirin ekmeği işte.
Belki de Proudhon, “Mülkiyet hırsızlıktır.” derken haklıydı. ‘Bir lokma, bir hırka’ felsefesiyle yaşamış olan bizim tasavvuf ehlimiz mülkün gerçek sahibinin insan olmadığını, insanın sadece emanetçi olduğunu defaatle hatırlatırken mal edinme hırsının kişileri ve toplumu bu hâle getireceğini biliyorlardı.
Toplum hayatında, bireysel ilişkilerde, sanatta, sporda, siyasette, ticarette, dünya görüşünde en büyük “izm”in kapitalizm olduğu hatta belki de kapitalizmden başka “izm”in kalmadığı şu yeni dünya düzeninde
modernizmin bireyselleşme maskesi ardında vaat ettiği özgürleşmeyi değil aslında yalnızlaşmayı ve ahlaki yozlaşmayı getirdiğini bir görsek;
mahalle kültürünün hafife alınacak, küçümsenecek, alay edilecek bir hayat tarzı olmadığını bir kabul etsek,
yazılı olmayan kanunların yaptırım gücünün ‘özümsendiği takdirde’ yazılı olanlardan çok daha fazla olduğunu bir anlasak,
“Hırsızlık suçtur ve benim mahallemden çıkan hırsız da senin mahallenden çıkan hırsız kadar suçludur.” itirafını şöyle bağıra bağıra bir yapabilsek,
öbür mahallenin hırsızının arsızlıklarını ayyuka çıkarırken kendi mahallemizin hırsızının yaptıklarına sessiz kalmamayı bir başarabilsek,
suç işleyenler bizim içimizden çıktığına göre toplum olarak bir şeyleri yanlış yaptığımızı bir kabul etsek,
suçu örtbas etmek yerine sorumluluğunu üstlenmeyi bir becerebilsek,
Ve bütün bunları yapmak uğruna üzerimize deli gömleği giydirilmesine razı gelebilsek ancak o gün güzel memleketimin yarınları adına içimizde yeniden kelebekler uçuşur, ümitlerimiz yeniden dirilir.
Niyet halisse,
maksat şahıslara değil de problemin bizzat kendisine müdahale edilmesiyse;
samimiyetle istenen şey hırsızlığın, arsızlığın, ahlaksızlığın, adaletsizliğin, adam kayırmacılığın topyekun ortadan kaldırılması ise hadi buyurun!
Unutmayalım! Bütün maddi kayıpların karşılanması mümkün fakat zayi edilen umut, emek, zaman, alınteri yerine nasıl konulacak? En önemlisi toplumdan çalınan güven ve huzurun telafisi nasıl sağlanacak? Yeni nesiller ‘hak, hukuk, adalet’ kavramlarının toplumun her kademesinde karşılığı olduğuna nasıl inandırılacak? Güvensizlik ortamının yol açtığı hayal kırıklıklarının yarattığı travmalar kaç kuşakta atlatılacak?
Yapmayın efendiler yapmayın! Hırsızınıza sahip çıkmayın. Bu vebali almayın! Taşıyamazsınız. Benden söylemesi…



























