• BIST 103.186
  • Altın 227,073
  • Dolar 5,3171
  • Euro 6,0307
  • İstanbul 1 °C
  • Ankara 5 °C

Ahmet Yesevi ve Türk Dünyası

Edib Ahmet Ceylan

Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu! Şu topraklar içinde can veren erler,
Hakkın bu veli kulları taş türbeye girmez;
Gufrana bürünmüş, yanlız FATİHA bekler.
                                  Mehmet Akif Ersoy                                                      

           Milletleri millet yapan onun inanç ve idealleridir. Bu bizim için İslam kültürüdür. İslam kültürü varlığımızın milli birlik ve beraberliğimizin, yücelişimizin, manevi bir simgesidir. Kültürümüze, milli ve manevi değerlerimize hizmet etmiş birçok fikir adamı ve Allah dostu vardır. Bunlardan biri de Hoca Ahmet Yesevidir.

         Türk Dünyası’nın efsanevi piri Hoca Ahmed Yesevi Orta Asya’da İslamiyet’in ve tasavvuf kültürünün yayılmasında önemli roller üstlenmiş büyük bir mutasavvıf ve İslam düşünürüdür.

        İç Asya Müslüman Türklerinden olan Karahanlılar ile Selçuklular yönetiminde yaşayan Karahanlı Türkçesi ile eserler veren Hoca Ahmet Yesevi ve tasavvuf görüşlerinin Türkler arasında yayılıp kökleşmesinde çok önemli bir eğiticilik yaptığı, etkileri yüzyıllarca çok geniş yörelerdeki Türk toplulukları üzerinde sürdüğü için Türk dünyasında yer alması gereken en önemli şahsiyetlerden biridir.

 900. yıllarından beri iç Asya Türkleri arasında kendilerine sofi, şeyh, ata, bab, baba, derviş denen kişiler türemeye başlamıştır. Bunlar İslamiyet’in yayılması için gayret gösteriyorlardı. Yerleşik göçebe Türk toplulukları arasında yer alan bu kişiler, yeni inanışı öğretip yaymakta usanmak bilmez bir gayret gösteriyorlardı. Bunlar durmadan ilahiler, şiirler, okuyan bazen çaldıkları müzik aletleri ile söyledikleri ilahiler ile kendilerinden geçen sırf Allah rızası için iyilikler yapan, bazen de Cehennem azabından bahseden bu dervişleri Türkler, eskiden beri kutsal bildikleri ozanlara benzeterek onlara saygı gösteriyorlardı. Çevrelerinde ya da özellikle diyarı Rum denen Anadolu’ya giderek İslami esaslarına göre “veli insan” tipi değerlerini yerleştirmeye çalışan bu sofilerin bazılarına “Horasan Erleri” de denildiği tarihi kaynaklardan bilinmektedir. (1)

 Bu ilk Türk sofilerinden en önemlisi Hoca Ahmet Yesevi’dir. İşte şimdi sizlere burada Türk dünyasının ilk mutasavvıflarından olan Hoca Ahmet Yesevi’yi anlatmaya çalışacağız.

Doğumu ve Kısa Öz Hayatı

Hoca Ahmet Yesevi bugününün dünyasında Çin’in Doğu Türkistan bölgesinde “Aksu” sancağına bağlı ve Aksu’nun 176 kilometre kuzeydoğusunda bulunan “Sayram” kasabasında doğdu. Sayram Tarım ırmağına tabi “Şahyar” şehrine dökülen Karasu’nun üzerinde küçük bir kasabadır. Ahmet Yesevi’nin hangi tarihte doğduğu açık olarak bilinmemekle beraber 11. Asrın ortalarına rastladığı tahmin edilmektedir. Bunun da 1093 yılına rastladığı bilinmektedir Asıl adı “Ahmed bin İbrâhim bin İlyâs Yesevî’dir” (2)

       Babası: Sayram’ın tanınmış şahsiyetlerinden olan kerametleri ve menkıbeleri ile tanınan ve Hz. Ali soyundan geldiği kabul edilen Şeyh İbrâhim adlı bir zattır.

           Annesi: Annesi ise Şeyh İbrâhim’in halifelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur.

      Şeyh İbrâhim’in Gevher Şehnaz adlı kızından sonra ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmed Yesevî 7 yaşındayken önce annesini, ardından da babasını kaybetti. Kısa bir müddet sonra Gevher Şehnaz, kardeşini de yanına alarak Ablasıyla birlikte, Türk geleneğinin Oğuz Han'ın başkenti olarak gösterdiği Yesi şehrine gitti ve oraya yerleştiler. Yesevi lakabını bu şehrin isminden almıştır.

            Ahmet Yesevi;Kazakistan’ın Otrar- Yesi bölgesinden Sayram’a kadar uzanan bölgede tanınan bir âlim olan Arslan Baba’ya intisap ederek ondan feyiz almaya başlar. (*) Bu arada “Aslan baba” peygamberizden almış olduğu “Hurma”(*) emanetini de Ahmet Yesevi’ye vermiştir. Arslan Baba’nın terbiye ve irşadı ile Ahmed Yesevî kısa zamanda mertebeler aşar, şöhreti etrafa yayılmaya başlar. Fakat aynı yıl veya ertesi yıl içinde Arslan Baba vefat eder.

Hace Ahmed Yesevi hazretleri Divan-ı Hikmetinde bu olayı şöyle anlatır.
Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam,
Hak Mustafa emanetin kılın in’am;
O vakitte bin bir zikrin kıldım tamam,
Nefsim ölüp lâmekâna aştım işte.

Söz edince hurmadan bana korku verdiler;

“Edepsiz çocuk!” diyip sopa alıp sürdüler;

Hiddetinden kokmadım, bana bakıp güldüler,

Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.

  “Ağzını aç ey çocuk, emanetini vereyim;

  Lezzetini tatmadım, aç ağzına salayım;

  Hak Resul’ün emrini ümmet olsam, kılayım.”

  Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük. (3)

  Bugün Arslan Baba’nın türbesi, bozkırın sükûnetli ikliminde bir gönül nişanesi

olarak hala ayaktadır. Arslan Baba’nın yetiştirdiği, vefatından sonra bir müddet dergâhının hizmetini üstlenen müridlerinden bazıları da mürşitleriyle aynı makama defnedilmiştir. Hace Ahmed Yesevî Dergahı’nın ve türbesinin bulunduğu Yesi şehrine 70 km. mesafede, Otrar kasabasında bulunan Arslan Baba Türbesi, müminlerin Hakk’a dua edip, zatından istimdat dilediği ünlü ziyaretgahlardan biridir.

Sonra Buhara'ya giderek zamanın en büyük âlim ve mutasavvıflarından ders gördü. Çağının en meşhur sofisi “Şeyh Yusuf-ı Hemedani'nin” müridi olarak, onun muhabbetini kazandı. Nitekim şeyhi öldükten bir müddet sonra onun postuna da geçti Sonra Yusuf-ı Hemedani'nin eski bir işaretini hatırlayarak Yesiye döndü, ölünceye kadar orada yaşadı. Tesirleri büyük oldu. Göçebeler gibi şehir halklarını ve okumuşları da manevî nüfuzu altına aldı.

         İlk fetihlerle birlikte “Alp-erenler, Horasan Erenleri” olarak bilinen Anadolu'ya gönderilen 13. yüzyıl içinde Anadolu'da görülmeye başlayan Bektaşîlik, Babaîlik, Haydarîlik hep o millî Yesevîlik tarikatından çıkmış kollardır. Daha İleriki yıllarda  Yunus Emre'nin gaybdan gönderilmiş mürşidi sayılacak olan Hacı Bektaş Veli ile aynı zamanda dinî destan kahramanı olan Sarı Saltuk, sonra Anadolu Ahiliğinin, pirî-mürşidi sayılan “Ahi Evren,” Osman Gazi'nin ermiş kayınbabası “Ede-Balı,” Orhangazi'nin mürşidi “Geyikli Baba” ve daha niceleri... Ahmed Yesevî'nin Anadolu'ya, manevî fetihler için yolladığı, menkıbelerle destekli gerçekler hâlinde söylenen müritleri, akıncıları ve halifeleridir.

          Ahmed Yesevî’nin Tasavvufi Yönü ve Tesirleri

  Ahmet Yesevi çok sevilen tarikatı ile Orta Asya Türkleri arasında İslam’ın yerleşip gelişmesini sağlayan bir din ve tasavvuf yayıcısıdır. Müslüman Arap ordularının Müslümanlığı kabul eden ilk Türklerin savaş yolu ile yapmaya çalıştıkları işi, Ahmet Yesevi tasavvuf yoluyla onların yapamadıklarını veya Çok uzun zaman içinde yaptıklarını o çok kısa bir zaman içinde yapmıştır. Bunun sebebi Yesevi’nin İslam imanını Türk milletinin inanış üslubuyla ve Türler inanışlarını yaşayan hatıralarıyla ile birleştirmiş olmasıdır

  Yesevi tarikatı Allah'a varma yolunda heyecan ve duyguları ilahilerle, naatlarla şiirlerle, musiki ile ifade yolunu açmış bir milletin ruhunda İslam Dinine büyük yakınlık meydana getirmiştir. Böylelikle Yesevi tarikatı günümüz dünyasında Mevlana ve Yunusun bütün dünya insanları tarafından sevilmesi gibi bütün dünya insanlarını kucaklayan bir sevgi ortamı meydana getirmiştir. Bunu, İslamın temel prensip ve kaidelerinden ayrılmayacak bir şekilde yapmıştır.

  Yesevi törenlerinde eski göçebe ananesinde olduğu gibi kadınlarla erkeklerin bir arada bulunmaları her ne kadar menkıbelerde geçiyorsa da Ahmet Yesevi’nin ehlisünnete bağlı bir kişi olmasından dolayı bu görüşe yer verenlerin düşüncesi doğruluk bakımından oldukça zayıftır.

  Ahmet Yesevi İslam’da şeriat-tarikat ayrılığı yapmamış İslam şeriatını en az tarikat erkânı ölçüsünde tanıtarak din ile tasavvufu sade ve basit söyleyişlerle birleştirmiştir. Çok kere bir İslam sofisi olarak değil, dindar bir İslam âlimi gibi davranmıştır.

  Ahmet Yesevi şiirlerinde ayet ve hadislerden İslamın esaslarından günahlardan, sevaplardan, Allah'ın kahrından ve rahmetinden; Cennetten ve Cehennemden hep aynı sade söyleyişlerle bahsetmiştir.

  Yeseviye göre hayat uzun bir ibadet yoludur. Allah âşıkları için bu yol her ne kadar uzun olsa da gene de kısa sayılır. Bu hayat aşıkın Allah'a olan kulluğunu tam olarak yapabilmesi ve ibadetlerini tamamlayabilmesi için kâfi değildir. Bu sebeple ömrün her anını gönlünü Allah sevgisi ile dolu ve uyanık bir ibadet anı bilmek, öyle yaşamak, öyle çalışmak gerekir. Biricik hakikat olan “Yesevi tarikatı” Allah'a varabilmek ancak aşk yolu ile mümkündür. Aşk yolu ise; çok zorlu bir yoldur. Âşık olmak için önce nefsi öldürmek, kendi benliğinden uzaklaşıp, sevgi bağına girmek gerekir. Aşk ateşiyle yanan âşıkların rengi uçar, kendisi hayran, gönlü viran, gözyaşları Tufan olur. Ancak işte saadet bütün bu çekilen ve yenilen zorlukların sonundadır.

Ahmet Yesevi Türkistan'ın geniş bozkırlarında yaşayan, geniş halk kitlelerine hem İslami, hem de tasavvufu tanıtma yollarını iyi kavramış bir mürşit olma sıfatıyla sözlerini XII. asır Türklerinin çok iyi anlayacakları sade bir dille söylemiş; halkın çabuk öğrenip hemen terennüm edebileceği bir vezinle söyleyerek orta Asyada tasavvufi bir halk edebiyatı kurmuştur. (4)

  Ahmet Yesevi, insanları irşat yolunda vakitlerini geçirirken diğer yönden Allahü Teâlâ’ya ibadet ve tâat etmekte talebelerine zahirî ve Bâtıni ilimleri öğretmekle geçirirdi. Talebelerinden arta kalan zamanını helâlından rızkını temin için kaşık ve kepçe yaparak geçirirdi. Bunu yaparken özel bir zaman ayırmazdı. Yapmış olduğu kaşık ve kepçeleri öküzü ile pazara getirip satardı.
           Ahmet Yesevi herkese iyilik eder, kendilerinden hiçbir kimseye rahatsızlık ve kötülük gelmezdi. Bütün insanların saadeti, rahatları için gayret ederdi. Dergâhı fakir ve yoksullar, yetim ve çaresizler için sığınak ve barınak yeri olmuştur.

  Ahmet Yesevi Anadolu’nun Türklere yurt olması için büyük gayretler göstermiştir. Yapmış olduğu irşatları, telkinleri ve çalışmaları ile Alparslan Gazinin Malazgirt zaferini Anadolu’nun Müslüman Türklere yurt olması için adeta önceden hazırlamıştır. (5)

  İslamiyet’i Türklere sevdirmek ve Ehli Sünnet akidesini Türkler arasında yaymak ve yerleştirmek başlıca gayesi oluştur. Ahmet Yesevi İslam şeriatına ve Hz Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesilemin sünnetine sıkı sıkıya bağlı olan birisidir.

  Ahmet Yesevi şeriat ve tarikatın kolayca tesir etmesi için Yeseviliğin Sünni Türkler arasında süratle yayılıp yerleşmesinin ve daha sonra ortaya çıkan birçok tarikatlara tesir etmesinin başlıca sebebi olmuştur.

Ahmet Yesevi edebi şahsiyetinden ziyade fikri şahsiyetiyle de tarihi hayatından ziyade menkıbevi hayatı ile de orta Asya Türkler arasında en büyük düşünürü olmuştur. (6)

       Başlangıcından günümüze süregelen birçok edebiyatçımızı Ahmet Yesevi etkilemiş; birçok yazarımız onun hakkında fikir ve düşüncelerini zaman zaman değişik vesilelerle dile getirmiş ve yazmıştır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla yazarlarımızdan Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal Beyatlı onun hakkında fikir ve düşüncelerini şu şekilde ifade etmişlerdir. “Mevlana şüphesiz büyük bir saltanattır. Fakat arkasında son dalı olduğu bütün bir haneden şeceresi vardır. Yunus’un hanedanı kendisi ile başlar. Mesela; lehçe itibarıyla uzak ve yakın akrabası olan Ahmet Yesevi’yi hatırlayalım. Fakat Yesevi’nin eseriyle Yunus’un şiiri arasında bu sanatta esas olan dil zevkinin aydınlığı vardır. Ahmet Yesevi başta Yunus olmak üzere birçok tasavvuf şairini etkilemiştir.” (7) Ahmet Hamdi Tanpınar.

Ahmet Yesevi kimdir? Bunu iyice araştırın. Milletimizin ana özelliklerini onda bulacaksınız. Türklerin İslam dini ile tanışmalarına en büyük vesile olan Ahmet Yesevi'dir. İslam’ın takva olarak yaşanmasına neden olan ve Türklerin tasavvuf ile tanışmalarına sebep olan Ahmet Yesevi’dir. Dilimiz, bugünkü edebi kudretini ve hayatiyetini Ahmet Yeseviye borçludur. O 0lmasaydı Yunus Emre olmazdı. Fuzuli olmazdı. Karacaoğlan olmazdı. Onun yolundan gidenler, dilini taklit ederek Türkçeyi söylediler. Dünyanın neresinde bugün bir Türk ve Müslüman varsa Yesevi’nin dervişleri oraya ulaşmışlardır. Ne yazık ki Ahmet Yesevi ve dervişleri milletimizin ana özelliklerini bütün bir millete duyurabilmek için köy köy, kasaba kasaba, oba oba dağ tepe demeden yılmadan yorulmadan, usanmadan bir sır gibi taşımışlardır. Fakat onlar bizi tanıtabilmek için yaptıklarının onda biri kadar, hatta binde biri kadar, biz onları tanımak, bilmek için bir çaba harcamış veya harcamaya çalışmış değiliz. Bu öyle veya böyle olmamış, ama inşallah bundan sonra olur da başta Ahmet Yesevi olmak üzere onun ve dervişlerinin rızasını kazanır ve kendimizi onlara bu günün insanı olarak affettirmiş oluruz. (8)  

  Netice olarak Ahmet Yesevi Seyhun Vadisi’nden ve Harizmden Bozkırlara oradan Balkanlara kadar yayılan Yesevilik Moğol istilası neticesinde Horasan, İran, Azerbaycan, bölgelerindeki Türkler arasındaki mevcudiyetini gösterdikten sonra 13. asırda Anadolu’ya girmiştir. Yesevi tesirleri bundan sonraki asırlarda da devam etmiştir. Yesevi tarikatının dünyanın muhtelif yerlerinde şu anda bile mevcudiyetleri devam etmektedir. (9)

Günümüzde medeniyetimizin ana havzasını oluşturan Ehl-i sünnetin kuşatıcı ve kapsayıcı dilini özellikle de” Hanefi- Maturidi-Yesevi düşüncesini Asya’dan Anadolu’ya ve oradan Balkanlara kadar ulaştırmak ana hedefimiz olmalıdır.

  Hoca Ahmet Yesevinin Halifeleri

Ahmet Yesevi, dünyanın muhtelif yerlerine halifelerini göndermek suretiyle İslam’ı irşat faaliyetleri gerek sağlığında ve gerekse vefatından sonra da “altın nesil” olarak devam etmektedir. Ahmet Yesevi'nin Halifelerini üç ana grupta incelemek mümkündür.


1)İlk Halifeleri
1) Sufi Muhammed Danişment Zernuki
2) Mansur Ata
3) Abdül Melik Ata
4) Zengi Ata
5) Seyit Ata
7 ) Süleyman Hâkim Ata
8 ) Baba Maçın
9 ) Hasan Bulgani
10 ) İmam Mervezi. (10)
2) Ahmet Yesevi'nin Kıpçak’taki Halifeleri
1) Biraş Bin Abraş Sufi
2) Şeyh baba
3) Şeyh Hidayetullah
4) İdris Hanife
5) Hoca Emir Kelal. (11)
3) Ahmet yesevi’nin Rum diyarına gönderildi halifeleri
1) Avşar Baba
2) Merzifon’da Pir Dede (Piri Baba)
3) Varna-Batova’da Akyazılı Sultan
4) Filibe Yolu Üzerinde Kıdemli Baba
5 Bursada Geyikli Baba
6) Bursada Abdal Musa
7) İstanbul-Unkapanı Horos Dede
8) Emir Çin (Osman Baba)
9) Tokat Zilede Şeyh Nusret
10) Tokatta Gajgaj Dede
11) Kırşehir’de Hacı Bektaş Veli. (***)
12) Trakya da Sarı Saltuk. (12)

        Eserleri

Ahmed Yesevi'ye ait olduğu söylenen şu eserler bilinmektedir.
1. Dîvân-ı Hikmet
2. Fakrnâme
3. Risâle der Âdâb-ı Tarîkat
4. Risâle der Makâmât-ı Erba‘în

           Bilindiği üzerine bunların başında "Divan-ı Hikmet" adlı bir eseri gelmektedir Ancak, bu divanda toplanan Hikmetlerin bir kısmı Ahmed Yesevi'nin olsa bile, zamanla türlü Yesevî dervişlerine ait parçaların o kitapta toplandığı, dil ve anlatış farklarından anlaşılmaktadır. Zaten ellerdeki en eski Divan-ı Hikmet yazmaları 17. yüzyıldan önceye gitmemektedir. Bu bakımdan onların 12. asırda yazılmış hikmetlerin tıpkısı olduğunu söylemek de zordur.

       Ahmed Yesevî’nin dili, Kutadgu Bilig’in yazıldığı ve müellifi Kaşarlı Mahmud’un -Türkçenin en yüksek şekli kabul ettiği- “Hakaniye Lehçesi”, yani Karahanlı Türkçesi ile yazmıştır.

  Zaten Ahmed Yesevî şairlik iddiasında değildir. Yalnız, fikir ve duygularımı halka daha iyi öğretebilmek için manzum hikmetler tarzını seçmiştir. Dervişleri ve halifeleri de yüzyıllar boyunca onun izinden giderek benzer parçalar yazmışlardır. Divan-ı Hikmet'e Yesevî tarikatı mensuplarının ortak eseri gözüyle bakılabilir. Divan-ı Hikmet'teki parçaları dilber ve şarabı öğen öteki şiirlerden ayırdedebilmek için Hoca Ahmed'in bu manzumelerine Hikmet adı verilmiştir. Bunların çoğu kuru öğretici mahiyette lirizm ve heyecandan uzak parçalardır.

        Ahmet Yesevinin Mümeyyiz Vasıfları

  Onun hakkında uzun bir süredir elde ettiğimiz bilgilere göre onun mümeyyiz vasıflarını şu şeklide ifade edebiliriz.

    Ahmet Yesevi, bilgili ve özelliklede inandıklarını hayatı haline getirmeye

    çalışan bir Allah dostudur. İnandığı fikirleri yaşayan bir mürşitti. Allah’a ve Peygambere büyük bir aşkla bağlı olduğu gibi soy ahlâkının yiğitlik, vefa, doğruluk hasletlerini de ruhuna kılavuz edinmiş bir Allah dostudur.
    Ahmet Yesevî tasavvufun, nefsi körletmek, tevazu, dünya malını hor görme

    soy ve din gözetmeksizin bütün insanları eşit saymak gibi yüksek görüşlerini, aklı ve fiiliyle benimsemiş, dervişliğin, kanaatin, fazilet ve değerini, dinî ahlâkî öğütleri, peygamber ve evlâdına olan muhabbetini, dünya zevklerine düşkünlüğün zararlarını, Hikmetler nasihatlar hâlinde, mantık gücü ve îman kuvvetiyle yaymıştı.
    Ahmed Yesevî, hem yüksek şahsiyeti, hem büyük teşkilâtçılığı, hem de

Hikmetleri ile Türklük dünyasının her tarafına, dolaylı veya açık tesirleri görülmüş nâdir büyüklerimizden biridir.

   4)Hoca Ahmed Yesevî, İslam tarihinde her ne kadar “Yesevî Tarikatı”nın kurucusu bir mürşid-i kâmil olarak bilinse de o aynı zamanda “Hanefi fakihi”, müderris bir âlimdir.

  5) Hoca Ahmed Yesevî’nin Müderrislik vasfını, ilim tahsil ve tedrisinden, eğitim kurumlarında verdiği hizmetlerinden ve İslam'ı insanlara ulaştırmada bir vasıta olarak kullandığı hikmet adlı şiirlerinde görmekteyiz

  6) Ahmet Yesevi Türkistan ve Anadolu’da gelişecek olan başta Nakşibendiyye olmak üzere Kübreviyye, Çiştiyye gibi diğer büyük tasavvuf ekollerini de derinden etkilemiştir.

  7) Ahmet Yesevi: öğretisini hocası Arslan Baba’dan aldığı “ehl-i beyt” sevgisi ve bu doğrultudaki tasavvuf anlayışı üzerine kurdu. Bir Türk sufi tarafından kurulan bu ilk büyük “Türk tarikatı”, önce Maveraünnehir, Taşkent ve çevresi ile batı Türkistan’da etkili olmuştur

  8) Ahmed Yesevî’nin Bektaşîlik yoluyla Yunus Emre üzerinde de etkili olduğunu belirtmek gerekir. Zira Anadolu’da gelişen tasavvûfî hareketin önemli şahsiyetlerinden Yunus Emre’nin şeyhi Tapduk Emre’nin, Bektaşî geleneğinde önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir.

Sonuç

  Hoca Ahmed Yesevî, Öldükten 200 yıl sonra bile şöhreti ne kadar büyük olmalı ki, Timur Han, gördüğü bir rüya üzerine (1389-1405) onun Yesi'deki mezarı üstüne, mimarlık şaheseri bir türbe yaptırmak lüzumunu kendisine emir terakki etmiş, Türbe, cami ve hânıkah'tan ibaret Yesevî makamı, hem din hem sanat abidesi olarak, bugün dahi Kazakistan’ın en kutsal ziyaret yerlerinden biri olmuştur. Külliye Türkiye tarafından 1993 yıllarında yeniden restoransı için başlanmış 2000 yıllarında tamamlanarak ziyarete yeniden açılmıştır. Kazakistan’da Türk-Kazak İşbirliği ile Ahmed Yesevi Üniversitesi kurulmuş adına bir de cami inşa edilmiştir.(13)

Hoca Ahmet Yesevi 70 yıl suren Sovyet sömürge sisteminin yıkılması ve manevi şahsiyetlerimizin yeniden erkinliğe kavuşmasıyla birlikte Hoca Ahmet Yesevi

de, içine sindiği Türkmen halkının yüreğinden ses vermeye başladı. 1992 yılından itibaren Türkmen ilim adamları Ahmet Yesevi konusunda daha köklü araştırmalar yapmaya, makaleler yazmaya, kitaplar yayınlanmaya başladılar.

Türkmen halkı, onun şahsiyetini “Medine’de Muhammed-Türkistan’da Hoca Ahmet” demek suretiyle mümkün olduğu kadar yüceltmiştir. (14)

Kaynaklar:

  (1) Türk Eğitim Tarihi Profesör Dr Yahya Akyüz. Sayfa: 30

 (2) Türk Edebiyatı. İlk Mutasavvıflar Prof Dr Fuat Köprülü. Sayfa 61.62.

 (3) A.Yesevi Divan’ı Hikmetten Seçmeler. Prof Dr Kemal Esaslan. Sayfa:128

  (4) Resimli Türk Edebiyatı Tarihi-Nihat Sami Banarlı Sayfa:279

  (5)İslam Âlimleri Ansiklopedisi-Türkiye gazetesi Sayfa:107

           (6) İslam Ansiklopedisi-Türkiye Diyanet Vakfı Cilt -11 Sayfa:161

  (7)İslam Ansiklopedisi-Türkiye Diyanet Vakfı yayınları Cilt -1 Sayfa:147

  (8)Türkiye Gazetesi. Namık Kemal Zeybek 5 Mayıs 1993 Çarşamba Sayfa:8  

           (9)İslam Ansiklopedisi- Cilt 1 Sayfa:213

         (10)Türk Ed. İlk Mutasavvıflar. Prof Dr Fuat Köprülü. Diyanet İş Bşk Yn Sayfa:35

         (11)Türk Ed. İlk Mutasavvıflar. Prof Dr Fuat Köprülü. Diyanet İş Bşk Yn Sayfa:45

  (12)Evliyalar ansiklopedisi. Türkiye Gazetesi. Cilt 10 Sayfa 194.

  (13) İslam Ansiklopedisi-Türkiye Diyanet Vakfı yayınları Cilt -1 Sayfa:163

  (14) Hoca Ahmet yesevi seçme makaleler Yusuf Akgün Sayfa: 57

______________________________________________________________

(*)Aslan baba: Türkistan’da yaygın olan menkıbelerde Hz. Rasûlullah’ın

Ashâbından bir kişi olarak gösterilen Arslan Baba, İslâm’ı öğrenmek maksadıyla Arabistan’a giderek, Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) ile görüşüp İslâm’ı kabul eden ‘ozanlar pîri’ Korkut Ata ve Türkistan sûfîlerinin önde gelenlerinden Çoban Ata ile birlikte Türkistan’da İslâm’ı yayma faaliyetinin bilinen ilk öncülerindendir.

(**) Hurma: Menkıbeye göre Allah Resulü’nün seferlerinden birinde, ordu

Uzunca bir yol aldıktan sonra konaklar. Bazı sahabilerin erzakı tükenmiştir. Konakladıkları yerde yiyecek bir şeyler bulamadıklarından, Hz. Peygamber’in çadırına gelerek durumu arzederler. Fahr-i Kâinat dua buyururlar. Allah Resulü’nün duasi üzerine Cenab-ı Hak, Cibril(a.s.)’ın vasıtası ile cennetten bir tabak hurma gönderir. Resülullah (s.a.v.) saadetli ellerini arkasina uzatır ve Hak Teâlâ’nın ikramı olan hurmayı sahabe halkasinin ortasma bırakır. O esnada bu nasipli meclisin içinde Arslan Baba da bulunmaktadır. Ashap topluluğu bu ilahî ikramdan nasibini alırken, hurmalardan biri yere düşer. Bunun üzerine Cibrîl (a.s.) tabaktan düşen hurmanın sonradan gelecek olan ümmet arasında ”Ahmed” adlı bir zatın kısmeti olduğunu, o zatın ümmetin seçkinlerinden olacağını beyan eder ve hurmanın sahibi olacak Ahmed’in vasıflarından bahseder. Bunun üzerine Allah’ın elçisi yere düşen hurmayı mübarek eline alır ve meclisindekilerden, sonraki ümmetler arasinda bulunacak olan Ahmed’in emaneti olarak bu hurmayı sahibine ulaştırılması vazifesini üstlenecek bir sahabi sorar. Bir müddet sükûttan sonra Arslan Baba, Allah’ın inayeti ve Resülullah’ın (s.a.v.) duasının bereketiyle bu emaneti sahibine ulaştırma görevini üzerine alabileceğini bildirir. Hz. Peygamber tarafından ilm-i ilahi ile Arslan Baba hazretlerine hurmanın sahibinin nasıl, nerede bulunacağı tarif edilir.

            (***)Kırşehir’de Hacı Bektaş Veli:

   Hacı Bektaşi Veli, Hoca Ahmet Yesevi’nin Rum diyarına gönderdiği en büyük halifelerinden biri olup, kendisinden sonra tarikatını devam ettiren en büyük şahsiyetlerden biridir. Rivayete göre “Bedahşan”(Afganistan-vilayetlerinden biri) halkı Ahmet Yeseviye gelerek kâfirlerden çok çektiklerini mallarını mülklerini yağma ettiklerini bildirirler. Bunun üzerine Ahmet Yesevi oğlu “Haydarı” 5.000 kişilik bir orduyla ile kâfirlere karşı harbi gönderir. Fakat Haydar muvaffak olamaz. Bunun üzerine Hacı Bektaşi Veli gönderir. Hacı Bektaşi Veli Haydari ve Müslümanları kâfirlerin elinden kurtarır. Böylece bütün Ahmet Yesevi’nin müritleri, Hacı Bektaşi Veli’nin büyüklüğünü anlarlar. Bundan sonra artık Hacı Bektaşi Veli Horasan da kalmayacaktır. Hoca Ahmet Yesevi’nin emri üzerine kendi emanetlerini ona vererek Ruma gönderir. Bu emanetler Yesevi tarikatından intikal eden emanetlerdir. Bunlar şunlardır: “TAÇ HIRKA SAFRA SECCADE” dir.

Bundan sonrasını Osmanlı tarihçesi ve en eskilerinden olan “Aşıkpaşazade” den dinliyoruz. Aşıkpaşazade Hacı Bektaşi Veli Horasan’dan Menteş isimli kardeşiyle beraber Sivas’a Hacı Bektaşi Veli Horasan’dan Menteş isimli kardeşiyle beraber Sivas’a oradan Baba İlyas’a oradan Kırşehir’e oradan da Kayseri’ye gelmiştir. Kardeşi Menteş Kayseri’den Sivas’a giderken şehit olmuş ve Sıvasda kalmıştır.

Hacı Bektaşi Kayseri’den Karahöyük’e gelmiş ve orada vefat etmiştir. Hacı Bektaşi Veli’nin şeyh ve tarikat erbabı olmasının yanında tarihler onun büyük bir kahraman ve komutan olarak da yazarlar rivayete göre Osmanlı padişahı Orhangazi ile görüşmüş onunla beraber yeniçeri Ocağı’nı Kurar ve dua ederler. Hacı Bektaşi Veli Rum diyarına 1281 1282 yıllarında gelir 92 yıl yaşadıktan sonra 1337 1338 yılları arasında vefat eder. Mezarı Orhangazi tarafından yaptırılan Nevşehir ili Hacı Bektaşi Veli ilçesi külliyesi içerisindedir. Allah rahmet eylesin.

Bu yazı toplam 204 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113