• BIST 9626.79
  • Altın 2497.13
  • Dolar 32.596
  • Euro 34.8711
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 23 °C

MÜSLÜMANLAR NEREDESİNİZ?

Ali Kara

İslâm dinindeki kardeşliğin ön şartı kelime-i tevhidi ve kelime-i şahadeti kalb ile  tasdik, dil ile de ikrar etmektir. Bunları söyleyen her insan hem Müslüman olur, hem de diğer Müslümanlarla din kardeşi olur.  

Ayet-i kerimede "Müminler ancak kardeştirler." Buyrulmaktadır. (Hucurat Suresi  49/10). 

Yani kardeşlik, sadece aynı anne ve babadan dünyaya gelmiş kimselerin oluşturduğu bir birliktelik değildir. Allah’a iman bağıyla bir araya gelen insanların tamamı kardeştirler. Bu kardeşlik kitap ve sünnet ile ilan edilmiştir.   

Onlar  nerede yaşar, hangi dili konuşur, hangi millete mensup olur veya hangi renkten olursa olsunlar, birbirlerinin kardeşleridirler. Onları birbirlerine sağlam bir şekilde bağlayan bağ, imana dayalı kardeşlik bağıdır. Bu nimet yüce Rabbimizin, müminlere bahşettiği en güzel nimetlerden biridir. Başka bir Ayet-i kerimede:  

"Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp parçalanmayın” Buyrulmaktadır.   (Âl-i İmrân, 3/103). 

Yani Müslümanların huzur içinde yaşamaları için, Allah'ın ipine(Kur’an’a) sımsıkı sarılmaları kardeşlik bağlarını da kuvvetli tutmaları gerekmektedir. Çünkü İmanda kardeş olmak için, sevinçte ve kederde beraber olmayı fiili olarak göstermek gerekmektedir. Buda yardımlaşma ve dayanışma ile mümkündür. Yani Müslüman’lardan bir kısmı zulme uğradığı zaman, diğer Müslümanların onlara yardımcı olmaları din kardeşliğinin gereğidir. Zira ayet-i kerimede:  

"O mü'minler ki,  Bir haksızlığa uğradıkları (yurtlarına ve haklarına tecavüz edildiği zaman)üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar. Buyrulmaktadır.   (Şura Suresi 42/ 39) 

Müminlerin kalbinde bu duygular olmadığı zaman, kardeşlik iddiası (Allah muhafaza) kuru bir laftan ibaret hale gelir. Maalesef bugün onu yaşıyoruz 

Kardeşliğin en güzel örneği, Mekkeli muhacirler ile Medineli Ensar arasında yaşanmıştır. Yani din kardeşliği güçlü bir bağ olmakla beraber, büyük bir sorumlu­luğuda getirmektedir. Zira bir hadis-i şerifte:

"Kendi nefsiniz için arzu ettiğiniz şeyi  kardeşiniz için de arzu etmedikçe iman etmiş olmazsınız." Buyrulmaktadır. 

Bir başka hadis-i şerifte:   

 “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. O’na zulmetmez; onu düşmana teslim etmez.” Buyrulmaktadır.  (Buhârî, Mezalim 3) 

Bu gün Filistin’de yapılan katliama sessiz kalan Müslüman beldelerin idarecilerini hangi kardeşlikle izah edebiliriz.  Koltuk hırsı ve dünya rahatlığından vazgeçmemek için, sanki kulakları sağır, gözleri de kör olmuş durumdadır.  

Her tarafı düşmanlarla çevrilmiş  olan Türkiye’ den başka ses çıkaran bir deli kanlı yoktur.   

Bir kuduz köpek bir Müslüman’ı parçalıyor, etraftaki bir buçuk milyar Müslüman da kurku ve dehşet içinde, seyrediyor, dua ederek, ebabil kuşlarının gelmesini bekliyorlar.   Acaba bu kuduz köpek benide ısırır mı düşüncesiyle, korku tünelinde yaşıyorlar. Hâlbuki Müslüman’lar birlikte hoşt deseler, köpek bırakıp kaçacaktır. Ama birleşmedikleri müddetçe o kuduz köpek bir gün kendilerine de saldıracaktır.  

Müslümanlar bedir ve Çanakkale ruhu ile hareket etseler. Onlarla savaşmaya cesaret edecek bir devlet yoktur.

Fransızlar gövde gösterisi için Yunanistan açıklarına getirdikleri gemilerinin motorları kilitlendiği zaman, çareyi kaçmakta buldular.    

Maalesef Müslümanlar, cihada çıkma yerine,  dua ile Allah’a emir vermek suretiyle düşmanı yok etmeye çalışmaktadırlar. Bu durum Müslüman beldelerin başındakileri mahşeri vebalden kurtarmaz. Duaya karşı olduğum zannedilmesin. Müslüman hem gücünü kullanacak, hem de duasıyla Allah’tan yardım isteyecektir.   

Sadece dua ile düşman helak edilecek olsaydı, Allah Resulü hiç savaşa gitmez, sadece dua ile yetinirdi. Ama o önce gücünü kullandı, sonra dua ile yardım istedi.

Hz. Musa (a.s.) kızıl denize kadar koşup, denize vardığında:

 “Yarab arkamda düşman, ünümde deniz var. Senden başka yardımcım yok dediği zaman, “Rabbimiz asanı denize vur”Emrini verdi. O anda kulluk görevi olarak yapması gereken, asasını denize vurmaktı. Vurduğu zaman Allah denizi kendisine yol etti. Her zaman kuvvetli olan kazanmaz, Yüce Mevla isterse az olan haklıyı da muzaffer kılar.  

Yıllardır Müslümanları demokrasi, insan hakları ve özgürlük masallarıyla avutan, kendilerini modern dünyanın kurucuları zanneden kâfirler, uçağı, tankı ve füzesi olmayan, bir avuç Müslüman’ı tarihten silmek için, anında birleşerek asıl yüzlerini ve niyetlerini ortaya koydular. Çünkü Kur’an diliyle “Kafirler tek millettirler.” 

Yani Ebu cehiller, Firavunlar, Nemrutlar ve ebu lehepler ölmemişler. Kıtalar dolaşarak, dağınık Müslümanlar üzerindeki zulümlerini icra ediyorlar.

Öğrenciliğim zamanında bir mecmuada okumuştum. Papa Hıristiyan topluluğuna konuşmasında şöyle diyordu.

“Biz Müslümanlarla, özellikle de Türkler’le, topla tüfekle başa çıkamayız. Çünkü biz yaşamak için savaşıyoruz, onlar şehit olmak için adeta ölüme koşuyorlar.

Ama biz idealimizden vazgeçmeyeceğiz. Onları içten yıkmak için, Zinayı yaygınlaştıracağız. İçkiye müptela edeceğiz. Faizi kâr haline getireceğiz. O zaman İslami ruhu kaybeder savaşacak duruma gelmiş olurlar ” diyordu.      

Müslümanlık sadece belli ibadetlerden ibaret değildir. Gerektiğinde cihada çıkıp, seve seve can vermekte vardır. Zira Cennet, kolay kazanılacak bir mekan değildir.  Müslüman cihad ruhunu kaybetmediği müddetçe onunla savaşmaya hiç kimse cesaret edemeyecektir.

Allah(c.c.) müminlere cesaret nasip etsin, kâfirlerin de zulmünden korusun.

Bu yazı toplam 480 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113