• BIST 1.414
  • Altın 497,020
  • Dolar 8,7059
  • Euro 10,3780
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C

KAYIP NESİL Mİ DEDİNİZ?

Talat Yavuz
Sendikamızın salgın sürecine dair yayınladığı raporda çarpıcı bilgiler var. Rapor, öğrencilerin üçte ikisinin canlı dersleri takip edemediğini, takip edenlerin de üçte ikisinin dersleri akıllı telefondan takip ettiğini söylüyor. Bu şartlarda doğal olarak öğretmenlerden her gün canlı ders yapıyorum diyenlerin oranı ise yüzde elli…
Salgın sürecinin başından beri yapılanları ve yaşananları takip ederek, bir yerlerde yanlış yapıldığını anlatmaya çalışıyorum. Olguları olduğu gibi anlayabilmekte problemimiz var. Ne yapılan güzel çalışmaları yok sayalım ne de sendikamızın raporuna yansıyan gerçeklerle yüzleşmekten kaçınalım. Rapor, oluşturulan algıları yıkarak, gerçeklerle yüzleşmemiz adına önemli veriler içeriyor.
Buradan hareketle, salgın sürecinin eğitime etkisini konuşurken; özellikle özel sektör temsilcilerinin, anlayabileceğimiz gerekçelerle ısrarla üzerinde durduğu, “öğrenme kaybı” ve “kayıp nesil” tartışmaları ile eğitim sistemimizin, önceden de var olan çok daha köklü problemlerinin üstünü kapatmış oluyoruz. Sanki salgından önce verdiğimiz eğitimle, kayıp nesil ortaya çıkmıyordu da salgınla beraber böyle bir problem yaşamaya başladık.
Akademik başarıya, içselleştirilmemiş sığ bilgiyle birim zamanda doğru seçeneği işaretlenmiş test sorusu sayısına ve yüzbinlerce rakibi geride bırakarak, her kademede yegâne amaç edinen okul veya programa yerleşmeye endekslenmiş eğitim sisteminde; imkânları ile şanslı olanlar tarafından, “geride bırakılan” çocuklarımız “kayıp nesil” olmuyor mu?
Her yıl liseden mezun olan öğrencilerimizden, üniversiteye yerleştiği halde hayata tutunabileceği bir beceri edinememiş olanlar bir yana, öğrenim hayatı sona eren öğrencilerimize hangi beceriyi kazandırıyoruz? Bu çocuklarımız, ülkemizin ve kendilerinin ihtiyaç duyduğu hangi üretim alanına, hangi becerileriyle, nasıl tutunacaklar? Bu nesil, her yıl verdiğimiz “kayıp nesil” değil mi?
Sadece sınav kazanmak için depolanan bilgilerin, sınavlar kazanıldıktan sonra unutulması, pahalıya mal olan “öğrenme kaybı” olmuyor mu? Hayatta işe yaramayan bu bilgiler için verilen emek, kaynak ve zaman boşa gitmiş olmuyor mu?
Salgın sürecinde eğitime dair yapılan tartışmalar; eğitimi sınav baskısından nasıl kurtarırız, hayatla bağını nasıl kurarız, akademik liselerin sayısını nasıl azaltabiliriz, meslek liselerini nasıl tercih edilen okullara dönüştürürüz, kademeler arasındaki geçişe kalıcı çözümü nasıl üretiriz içerikli olması gerekirken; koca koca yetkililer, sınava girecek çocuklarımızın sınavlarda başarısız olacağı kaygısıyla kendilerini perişan ediyor.
Sistemi dönüştürecek mevkide olanların böyle davranması, çözümü mevcut problemler karşısında kamuoyu beklentisine teslim olmalarıdır. İki yıl boyunca meslek liselerinde üretilen maske üzerinden, meslek liselerinin problemlerini çözmeye çalışıyoruz.
Hâlbuki salgın süreci, eğitim sistemimize dair temel problemlere köklü çözümler üretebilmek için fırsatlar sunuyordu. Yerleşik değerlendirme ve sınav yöntemlerini bari bu salgın sürecinde bir kenara bırakalım. Öğrencilerimizden özgün çalışmalar isteyelim. Yazı yazsınlar, şiir okusunlar, resim yapsınlar, kitap özeti çıkarsınlar, tasarım yapsınlar, bunlara puan verelim. Buradan bir sistem oluşturalım.
Sistemi yeniden kurgulamadıkça, okullar arsındaki farkı azaltma hayali ile sadece zaman kaybediyoruz. Nerede kaldı lise tasarımımız? Tam zamanı değil mi yeni sistemi kurgulamanın? Salgın sonrası, nerede kalmıştık diyerek, tıkanmış sistemle mi devam edeceğiz?
TEOG tartışmaları çoktan bir sisteme dönüşmeli değil miydi? “Bin Okul Projesi” ile mi okullar arsındaki fark kapanacak? Diğer illeri bilmem ancak bugünlerde İstanbul’da, “Bin Okul” demek, kapışılacak ödenek, memnun edilecek eş dost demekten öteye gitmiyor çünkü.
Salgın bir şekilde kontrol altına alınır, ancak eğitimde salgın sonrasına dair hazırlık yapılmalıdır. Okulları Anadolu Liselerine çevirerek ve sınıf mevcutlarını olabildiğince artırarak, öğrencileri adresine yakın bu okullara istifleyerek mi salgın öncesinde zaten var olan “kayıp nesil” problemimizi çözeceğiz?
Sendikamızın raporu özetle şunu söylüyor: Salgın sürecinde yapılabilecekler yapılmaya çalışıldı ancak durumumuz iç açıcı değil, bari sonrasıyla ilgili planlama yapılsın, önlemler alınsın, sistem yeniden kurgulansın.
Bu yazı toplam 208 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113