• BIST 14151.59
  • Altın 6872.66
  • Dolar 48.4239
  • Euro 56.334
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 22 °C

 Adaletle Kazanılan Vatan

Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN

 

 

Bir topluluğu millet yapan şey nedir? Aynı dil, aynı toprak, aynı tarih deriz de, işin asıl sırrı biraz daha derinde durur: aynı ahlak. "Biz kimiz?" sorusunun cevabı, düşmanımıza duyduğumuz nefrette değil, kendi vicdanımızda yazılıdır. 9 Eylül 1922, bu cevabın tarihin gözü önünde en yüksek sesle verildiği gündür.

O sabah İzmir'in zinciri kırıldı. Ağustosun son günlerinde başlayan Büyük Taarruz, Dumlupınar'da düşmanı dize getirmiş, batıya doğru akan ordu üç yıllık işgali söküp atmıştı. Şehir, denize bakan yüzünü yeniden özgürce kaldırdı. Bir milletin ölümden dönüşüydü bu. Fakat o zaferi asıl büyüten, kazanılmış olması değil, kazanılış biçimiydi.

Anlatılanlara göre galip ordunun geçeceği yola bir Yunan bayrağı serilmişti; çiğnensin, öcü alınsın diye. Başkomutan durdu ve o bayrağı yerden kaldırttı. Bir milletin namusu ayaklar altına alınmaz, dedi. Bu bir zayıflık değil, bir medeniyetin imzasıydı. Düşmanı yenmesini biliriz; düşmanı yenerken kendi değerlerimizi çiğnememeyi de biliriz.

Bu tavır göklerden düşmedi, onu asırların terbiyesi yoğurdu. Bizim inancımız öfkenin adaleti gölgelemesine izin vermez. Kur'an müminlere açıkça seslenir: bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe sürüklemesin, âdil olun, adalet takvaya en yakın olandır. Düşmanına bile haksızlık etmeyeceksin. Peygamberin ve ardından Hz. Ebû Bekir'in ordulara öğüdü de aynı çizgideydi: kadına, çocuğa, yaşlıya dokunmayın, ibadethanesine çekilmiş din adamını incitmeyin, ağacı kesmeyin, sözünüzden dönmeyin. Savaşın en kızgın yerinde bile merhameti buyuran bir dinin çocuklarıyız. "Adalet mülkün temelidir" sözünü bir devlet ilkesi hâline getiren bir medeniyetin evlatlarıyız.

Bizde millet sevgisiyle adalet hiç ayrı düşmez. Bir milleti sevmek, o toprakta yaşayan herkese, dili ve dini ne olursa olsun, hakkını teslim etmeyi sevmektir. Zulümle büyüyen devlet dışarıdan heybetli görünür ama içten içe çürür. Adaletle yönetilen devletse görünmez bir tutkalla kenetlenir. Atalarımız kılıcı kadar terazisiyle de fethetti. Aldıkları yerde önce güveni, sonra huzuru kurdular. Halkın gönlünü kazanmadan alınan hiçbir toprağın elde kalmayacağını iyi bilirlerdi.

Bir milletin büyüklüğü, güçlüye nasıl davrandığıyla değil, güçsüze nasıl davrandığıyla ölçülür. Bizim tarihimizde esir, öldürülecek bir düşman değil, emanet edilmiş bir candı. Verilen söz kılıçtan keskin sayılırdı; ahdine ihanet eden hem insanlıktan hem imandan düşerdi. Bir orduyu asıl korkunç kılan sayısı değil, adaletiydi. Zulümle kazanılan her zafer içinde kendi yenilgisinin tohumunu taşır; adaletle kazanılan zafer ise nesiller boyu ayakta kalır.

Nitekim bu tarihte teslim olan şehirlerin halkı sürülmedi, mabetleri yıkılmadı, inancı yasaklanmadı. Bir Rum, bir Ermeni, bir Yahudi yüzyıllarca aynı çarşının gölgesinde, aynı mahallenin duvarında, aynı gökyüzünün altında yaşadı. Caminin yanında kilise, mescidin yakınında havra durdu. Bu bir lütuf değil, bir adalet borcuydu. İzmir'de o bayrağı yerden kaldıran el, işte bu asırlık terazinin elidir. Vatanını sev, ama sevgini kimsenin gözyaşı üstüne kurma. Güçlü ol, ama gücünü ezmek için değil korumak için kullan.

İstiklal Savaşı da bunun canlı şahididir. O cephede Türk'üyle Kürt'üyle, Laz'ıyla Çerkez'iyle, hepsi aynı toprağın evladı olarak omuz verdi. Onları birbirine bağlayan tek bir soy değil, tek bir dava ve tek bir vicdandı: bu vatan hepimizindi, bu vatanın namusu da hepimizin namusuydu. Millet dediğimiz şey, kan bağından önce işte bu ortak yeminle kurulur.

Aynı yürek Çanakkale'de çoktan sınanmıştı. 1915'te o topraklarda bir imparatorluğun ordularını geri çeviren asker, ölülerin başında bile insafı elden bırakmadı. Yıllar sonra, 1934'te, evlatlarını Gelibolu'ya gömen Anzak analarına Atatürk şöyle seslendi: evlatlarınız artık bizim de evlatlarımızdır, bağrımızda huzur içinde yatıyorlar. Dünkü düşmanın anasının gözyaşını dindirmek, ancak adaleti inancının, merhameti ahlakının temeli yapmış bir milletin dilinden dökülür.

Bir toplumun kimliği, kendini nasıl anlattığında saklıdır. Kimi millet kendini düşmanının zıddı olarak tarif eder; nefretle var olur, nefret bitince dağılır. Biz kendimizi bir değerler manzumesiyle tanımladık: adaletle, merhametle, sözünde durmakla, mazlumun yanında saf tutmakla. Bu yüzden birliğimiz bir düşmana değil, bir ahlaka yaslanır. Düşman gelir geçer; bir milleti asırlarca ayakta tutan o ortak vicdandır. Nice imparatorluk yalnız korkuyla ayakta durduğu için, korku bitince yıkıldı. Biz adaletle yoğrulduğumuz için en karanlık günde bile dağılmadık, küllerimizden yeniden doğduk. 9 Eylül o dirilişin mührüdür.

Bugün bu günü anarken komşu bir milleti küçültmüyoruz, kendi onurumuzu selamlıyoruz. O sabah kazanılan bir şehirden fazlasıydı; var olmak için savaşan ama yok etmek için değil, adaletle galip gelmesini bilen bir milletin kimliğiydi. Zafer kılıcın keskinliğiyle başlar, ama ancak vicdanın temizliğiyle kalıcı olur. Dedelerimiz bize bir vatan bıraktılar, ondan da değerlisini bıraktılar: o vatanı hak ettiren ahlakı. Güçlüyken merhametli, galipken âdil olabilen bir milletin evladı olmak, dünyanın en büyük şereflerinden biridir. Ve o şeref bugün bize düşen borcu da hatırlatır: aynı adaleti yaşatmak, aynı merhameti taşımak, o yerden kaldırılan bayrağın hatırasına layık olmak. Dedelerimiz zaferi kılıçla kazandı, bize onu vicdanla korumak kaldı. 

Bu yazı toplam 59 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113