• BIST 13458.1
  • Altın 6174.48
  • Dolar 47.4686
  • Euro 54.7711
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 28 °C

Ekranda Büyüyen Çocuklar: Geleceğin Gerçek Becerisi "Doğal Kalabilmek" m

Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN

 

Son yıllarda çocuk yetiştirme trendlerine, anne baba sohbetlerine ya da eğitim panellerine dönüp baktığınızda hep aynı sihirli kelimeleri duyuyorsunuz: Kodlama eğitimi, yapay zeka okuryazarlığı, dijital dünyanın dinamikleri... Çocuklar daha ilkokul sıralarına bile gelmeden ellerine tabletler tutuşturuluyor, gelecek çağın birer robotik dehası olmaları için adeta bir yarış koşturuluyor. Geleneksel eğitim sistemleri de bu çılgın hıza ayak uydurmak adına müfredatları tamamen ekran tabanlı, algoritma odaklı yapılarla donatıyor. Çoğu zaman bu durumu kaçınılmaz bir ilerleme, çağı yakalama mecburiyeti olarak görüp alkışlıyoruz. Oysa okyanusun ötesindeki eğitim ve psikoloji çevrelerinde, teknoloji devlerinin kendi çocuklarını ekransız, tamamen analog okullara göndermesiyle başlayan çok daha derin ve sarsıcı bir felsefe tartışılıyor: Eğitimi Yeniden Doğallaştırmak. Çünkü yapay zekanın ödevleri saniyeler içinde yazdığı, sanatsal görselleri tek bir komutla ürettiği bir dünyada, insanı yapay zekadan ayıracak olan şey kod yazmayı bilmesi değil; tam aksine, analog dünyanın unuttuğumuz o saf gerçekliğiyle bağ kurabilmesidir.

Psikoloji ve pedagoğu literatürü, çocuk zihninin gelişiminde ekranların yarattığı o hiper-uyarıcı dünyanın aslında zihinsel bir çölleşmeye yol açtığını uzun zamandır fısıldıyor. Her şeyin bir tıkla önümüze düştüğü, sabretme eşiğinin sıfırlandığı dijital evrende büyüyen çocuklar, gerçek hayatın o yavaş, ritmik ve emek isteyen yapısıyla karşılaştıklarında derin bir tıkanıklık yaşıyorlar. İşte bu yüzden modern eğitim felsefecileri, çocuklara yeni bir dijital dil öğretmek yerine; onlara çamurla oynamayı, doğada kaybolup yön bulmayı, ekilen bir tohumun can bulmasını beklerken sabretmeyi öğretmenin en kritik "gelecek becerisi" olduğunu savunuyor. Çocuk zihni, bir algoritmayı çözerken değil; bir ağacın dalına tırmanırken, dengede kalmaya çalışırken ya da akıp giden bir nehrin sesini dinlerken gerçek anlamda yaratıcı ve dirençli olmayı öğrenir. Gerçek lüks ve gerçek zeka, herkesin birbirine benzediği o yapay dijital ağların içinde boğulmak değil, analog dünyanın o vahşi, tahmin edilemez ve ilham verici gerçekliğinde kendi özgünlüğünü koruyabilmektir.

Meseleyi toplumsal düzleme taşıdığımızda ise sosyologların modern dünya ve sanayi devrimi eleştirileri çok daha anlamlı bir zemin kazanıyor. Sosyoloji dünyası, geleneksel okul yapısını uzun zamandır Sanayi Devrimi’nin bir mirası, yani tek tip işçi üreten fabrikalar olarak eleştirir. Standart müfredatlar, zil sesleri, kutu gibi sınıflar... Şimdi bu hantal sistem, modern teknolojiyle birleşerek çocukları adeta birer dijital robota dönüştürme riskini taşıyor. Sosyolog Zygmunt Bauman’ın o her şeyin hızla tüketildiği, kalıcılığını ve derinliğini yitirdiği akışkan dünyasında, şimdi de çocukların dikkat süreleri, odaklanma becerileri ve en önemlisi insani empati yetenekleri akıp gidiyor. Sosyolog Hartmut Rosa’nın bahsettiği modern çağın o çılgın sosyal hızlanması, çocukları kendi biyolojik ve ruhsal ritimlerinden kopardı. Eğitimi yeniden doğallaştırma hareketi, işte bu sosyolojik köleleşmeye karşı bir başkaldırıdır; insanı kendi ürettiği teknolojinin bir aparatı olmaktan çıkarıp, yeniden doğayla ve kendi içsel ritmiyle rezonansa sokma çabasıdır.

Peki, çocuklarımızı geleceğin o öngörülemeyen dünyasına hazırlarken nerede hata yapıyoruz? En büyük yanılgı, gelecekte başarılı olmanın yolunun teknolojiyi en erken yaşta tüketmekten geçtiğini sanmaktır. Oysa teknoloji araçları zaten her geçen gün daha sezgisel, daha kolay kullanılabilir hale geliyor; bugün kodlama bilmeyen bir çocuk yarın yapay zekayla konuşarak bunu saniyeler içinde çözebilir. Ancak o çocuğa merhameti, doğaya saygıyı, bir kriz anında sakin kalabilmeyi ve bir insanla göz teması kurarak derin bir bağ geliştirmeyi hiçbir teknoloji öğretemez.

Bugün çocuğunuzun elindeki o parıltılı ekranı yavaşça bir kenara koyup, onunla birlikte sokaktaki toprağa, gökyüzündeki bulutların şekline bakmanın vaktidir. Onları geleceğe hazırlarken robotlaştırmak yerine, daha fazla insanlaştırmak zorundayız. Unutmayalım ki, yapay zekanın taklit edemeyeceği yegane alan, insanın doğayla kurduğu o kadim, kusurlu ve mucizevi bağdır. Ve geleceğin gerçek liderleri, ekranların arkasına saklananlar değil; doğanın o bilge fısıltısını hala duyabilen ve insan kalmayı başarabilen çocuklar olacaktır.

Bu yazı toplam 53 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113