• BIST 13974.14
  • Altın 6177.92
  • Dolar 47.1845
  • Euro 53.8584
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 28 °C

HER KAYNAK SUYU ŞİFALI OLMAYABİLİR

HER KAYNAK SUYU ŞİFALI OLMAYABİLİR
Böbrek taşı düşürmeye yardımcı olduğu ya da böbreklere iyi geldiği düşüncesiyle tüketilen kaynak suları, bazı kişiler için ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor.

Türk Böbrek Vakfı, özellikle kronik böbrek hastaları ve diyaliz tedavisi gören bireylerin, analiz edilmemiş kaynak sularını bilinçsizce tüketmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Halk arasında "şifalı su" olarak bilinen doğal kaynak suları, özellikle böbrek hastalıkları yaşayan kişiler tarafından bir umut olarak görülüyor. Ancak bir suyun tamamen doğal olması, onun güvenli ve sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor. Türk Böbrek Vakfı (TBV), kontrolsüz şekilde tüketilen kaynak sularının fayda sağlamak bir yana, yeni ve ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceği konusunda vatandaşları uyarıyor.

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, temizliği ve mineral içeriği düzenli olarak analiz edilmemiş kaynak sularının sağlık açısından risk oluşturabileceğini belirterek, "Temizliği ispatlanmamış her kaynak suyunu sağlıklı kabul etmek büyük bir hata olur. Bazı kaynak suları farklı bakteri türleri barındırabilir. Şifa bulacağını düşünen kişiler, farkında olmadan başka sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir" dedi.

timur-erk-y-140600725-003.jpeg

Asıl risk görünmeyen tehlikelerde

Türk Böbrek Vakfı Danışma Meclisi Üyesi, Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay, doğal kaynak sularıyla ilgili bir başka risk unsuruna dikkat çekiyor: “Bazı bölgelerde yürütülen madencilik faaliyetleri nedeniyle arsenik gibi ağır metaller toprağa, oradan da yer altı su kaynaklarına karışabiliyor. Bu nedenle yalnızca mikrobiyolojik inceleme değil, ağır metal analizlerinin de mutlaka yapılması gerekiyor. Ağır metal testleri tamamlanmamış hiçbir kaynak suyunun güvenli kabul edilmemesi gerekir.”

genel-gorsel-1-140601138.jpg

Bikarbonatlı sular her böbrek taşına iyi gelmiyor

Doç. Dr. Nadir Alpay, doğal mineralli bazı suların yüksek bikarbonat içerdiğini belirterek bu suların, idrarın pH seviyesini yükselterek ürik asit ve bazı sistin taşlarında fayda sağlayabileceğini belirtiyor. Ancak en sık görülen böbrek taşı türü olan kalsiyum oksalat taşlarında aynı etkinin görülmediğini belirten Alpay, bu nedenle her böbrek taşı hastasına aynı kaynak suyunun önerilemeyeceğini ifade ediyor. Dr. Alpay ayrıca yüksek kalsiyum içeren sert suların da her zaman avantaj sağlamadığını, aşırı kalsiyumun bazı durumlarda taş oluşumunu önleyici etkisinin tersine dönebileceğini de vurguluyor.

doc-dr-nadir-alpay-140601013.jpg

Her kaynak suyunun mineral yapısı farklıdır

Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, toplumda bazı kaynak sularının böbreklere iyi geldiği veya böbrek taşlarını düşürdüğü yönünde yaygın bir inanış bulunduğunu, bu nedenle insanların kilometrelerce yol giderek bu suları tükettiğini söylüyor. Ancak Aydın'a göre tamamen doğal olsa bile bir ürünün herkes için güvenli olması beklenemez. Çünkü kaynak suları yer altındaki kayaçlardan geçerken bulundukları bölgenin jeolojik özelliklerine bağlı olarak farklı miktarlarda mineral içeriyor. Bazı sularda sodyum, kalsiyum, magnezyum, bikarbonat ve potasyum gibi mineraller yüksek seviyelerde bulunabiliyor. Bu nedenle halk arasında "şifalı" olarak bilinen iki farklı kaynak suyunun bile sağlık üzerindeki etkisi tamamen farklı olabiliyor.

tbv-diyetisyeni-gokcen-efe-aydin-140600906.jpeg

“Berrak görünmesi güvenli olduğu anlamına gelmiyor”

Gökçen Efe Aydın, içme amacıyla kullanılan kaynak sularının yalnızca görüntüsüne güvenilmemesi gerektiğini de vurguluyor: “Bir suyun berrak olması veya yıllardır aynı kaynaktan tüketiliyor olması, mikrobiyolojik açıdan güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Kaynak sularında hem bakteri analizlerinin hem de mineral içeriklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerekiyor. Aksi halde fayda sağlaması beklenen bir su, kişinin mevcut sağlık durumuna göre olumsuz sonuçlara yol açabiliyor.”

Gökçen Efe Aydın, su tüketiminin de beslenme gibi kişiye özel planlanması gerektiğinin altını çiziyor: “Örneğin kronik böbrek hastalarında yüksek sodyum içeren sular tansiyon kontrolünü zorlaştırabiliyor. İleri evre böbrek hastalarında potasyumun vücuttan atılması güçleştiği için potasyum oranı yüksek sular da risk oluşturabiliyor. Diyaliz hastalarında ise yalnızca tüketilen sıvı miktarı değil, suyun mineral içeriği de tedavi sürecinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle bir kişiye fayda sağlayabilecek bir kaynak suyu, başka biri için uygun olmayabiliyor.”

“Böbrek sağlığının sırrı mucizevi su değil, düzenli su tüketimi”

Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, böbrek sağlığını koruyan en önemli alışkanlığın, gün boyunca yeterli miktarda temiz ve güvenilir su tüketmek olduğunu hatırlatıyor: “Yeterli su tüketimi idrarın seyrelmesine yardımcı olurken, özellikle böbrek taşı oluşma riskinin azaltılmasına katkı sağlıyor. Aynı zamanda böbreklerin atık maddeleri vücuttan uzaklaştırma görevini de destekliyor. Ancak herkesin günlük sıvı ihtiyacı aynı değil. Yaş, fiziksel aktivite, iklim koşulları ve mevcut hastalıklar günlük su gereksinimini değiştirebiliyor. Özellikle kronik böbrek hastaları, kalp yetersizliği bulunan bireyler ve diyaliz tedavisi gören kişilerin su tüketimini mutlaka hekim ve diyetisyen önerilerine göre planlaması gerekiyor.”

genel-gorsel-2-140601249.jpg

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113