• BIST 14507.57
  • Altın 6252.47
  • Dolar 46.8348
  • Euro 53.5865
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 28 °C

KUTLU DOĞUM 86

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

 

 

Bu zamana kadar Fahr-i Kâinat Efendimizi dilimiz döndüğü kadar kaynaklardan tanımaya çalıştık. 

Bu esnada ben öğrenirken, öğrenme ihtiyacında olanlara veya merak edenlere de dikkatlerine sunmaya çalıştım. 

Elbette Siyer’ci değilim. İlim ehilleri daha çok kaynaklara dayanarak, duymadığımız konuları nazarlarımıza sunarlar. 

Ben yazımıza başlarken aktardıklarımda eksik, yanlış bir husus olduğunda düzeltilmesi için her zaman ikazlarınızı beklediğimi söylemiştim.

Bundan böyle de biraz daha Resül-ü Ekrem asm ahval ve hareketlerinden bazı misaller aktarmaya çalışmaya gayret edeceğim. 

Okuyanlarımızın sabırla bizi takip etmelerinden dolayı kendilerini minnetlerimi arz ediyorum.

Nurlardan aktarmaya devam ediyorum.

 

BÖYLE ŞANSLI BİR ÜMMETİN BÖYLE BİR PEYGAMBERİ ASM OLUR

Evet, Kur’an’da Zat-ı Ahmediye’ye (Peygamber Efendimizin (a.s.m.) veli olan zâtına, kendisine) en büyük makam vermek ve 

dört erkân-ı imaniyeyi (imanın şartlarını) içine almakla 

Lâ ilâhe illâllah rüknüne (Allah’tan başka ilâh yoktur şartına) denk tutulan 

Muhammedun Resulullah (Muhammed a.s.m. Allah’ın resulüdür) risalet-i Muhammediye (Muhammed’in a.s.m. peygamberliği) 

kâinatın en büyük hakikati ve 

Zat-ı Ahmediye (Peygamber Efendimizin (a.s.m.) veli olan zâtı, kendisi), 

bütün mahlukatın en eşrefi ve 

hakikat-i Muhammediye (Hz. Muhammed’in a.s.m. hakikati, mânevî şahsiyeti) tabir edilen 

küllî şahsiyet-i maneviyesi (kapsamlı mânevî kişiliği) ve 

makam-ı kudsîsi (kutsal makamı, derecesi), 

iki cihanın en parlak bir güneşi olduğuna ve 

bu hârika makama liyakatine (lâyık olmasına) pek çok hüccetleri ve emareleri (delilleri ve belirtileri), 

kat’î bir surette (kesin olarak) Risale-i Nur’da ispat edilmiş. 

 

Binden birisi şudur ki: Es-sebebu ke'l-fâil‎ düsturuyla 

(birşeye sebep olan onu yapan gibidir kaidesiyle), 

bütün ümmetinin bütün zamanlarda işlediği hasenatın (iyiliklerin) bir misli onun defter-i hasenatına (sevapların ve iyiliklerin kaydedildiği deftere) girmesi ve 

bütün kâinatın hakikatlerini (gerçeklerini, esaslarını), 

getirdiği nur ile nurlandırması (aydınlatması), 

değil yalnız cin, ins, melek ve zîhayatı (cinler, insanlar, melekler ve canlıları), 

belki kâinatı, semavat ve arzı (gökleri ve dünyayı) minnettar eylemesi ve 

(nimetlendirerek minnet altında bırakması)

istidat lisanıyla (yetenek diliyle) nebatatın (bitkilerin) duaları ve 

ihtiyac-ı fıtrî diliyle (yaratılıştan gelen ihtiyaç diliyle) hayvanatın duaları, 

gözümüz önünde bilfiil kabul olmasının şehadetiyle (şahitliğiyle) milyonlar, 

belki ruhanîlerle beraber milyarlar fıtrî (yaratılıştan gelen) ve 

reddedilmez duaları makbul olan (kabul gören) suleha-yı ümmeti (ümmetin salih kişileri) 

her gün o zata salât (namaz) ve selâm unvanıyla 

rahmet duaları ve 

manevî kazançlarını en evvel o zata bağışlamaları ve 

bütün ümmetçe okunan Kur’an’ın 

üç yüz bin harfinin her birisinde on sevaptan tâ yüz, tâ bin hasene (sevap) ve meyve vermesinden 

yalnız kıraat-ı Kur’an cihetiyle (Kur’ân okuma yönüyle) 

defter-i a’maline (ameller defterine) hadsiz (sayısız) nurlar girmesi haysiyetiyle (özelliğiyle) 

o zatın şahsiyet-i maneviyesi olan hakikat-i Muhammediye (manevi şahsiyeti olan Peygamberimizin hakikati), 

istikbalde bir şecere-i tûba-i cennet (gelecekte Cennet’teki Tuba ağacı)

hükmünde olacağını 

Allâmü’l-guyub (görünmeyen şeyleri bilen Allah CC) bilmiş ve görmüş, 

o makama göre Kur’an’ında o azîm ehemmiyeti vermiş ve 

fermanında ona tebaiyeti (uymayı) ve sünnet-i seniyyesine ittibâ ile (söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensiplerine uymakla) 

şefaatine mazhariyeti (dua edip aracılık etmesine nail olmayı) 

en ehemmiyetli bir mesele-i insaniye (önemli bir insanlık meselesi) göstermiş ve 

o haşmetli şecere-i tubanın (büyük Cennet ağacının) bir çekirdeği olan 

şahsiyet-i beşeriyetini (insanlık şahsiyetini) ve 

bidayetteki vaziyet-i insaniyesini (başlangıçta insanlık görevini) ara sıra nazara almasıdır. 

İşte Kur’an’ın tekrar edilen hakikatleri bu kıymette olduğundan 

tekraratında kuvvetli ve geniş bir mu’cize-i maneviye (mânevî mu’cize) bulunmasına 

fıtrat-ı selime şehadet eder (bozulmamış karakterler şahitlik yapar). 

Meğer maddiyyunluk taunuyla maraz-ı kalbe ve vicdan hastalığına müptela ola (meğer materyalist salgın kalp ve vicdan hastalığına yakalanmış ola). 

‎قَدْ يُنْكِرُ الْمَرْءُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ*وَ يُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمٍ‎ 

1 kaidesine dâhil olur. 

Kadyunkirul mer’u devaşşemsi min remadin* ve yüzkirül femu ta’mel mâi min segamin.

1. Bazan insan, göz hastalığından dolayı güneş ışığını inkâr eder. Ağzındaki hastalıktan dolayı da suyun tadını beğenmez (RN-Asâ-yı Mûsa/93)

Bu yazı toplam 40 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113