• BIST 108.869
  • Altın 271,535
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara -3 °C

Öğretmenler Bu Kez Himmet Değil Buğday İstiyor

Ali Yalçın

Öncelikle 24 Kasım için devlet erkânına konuşma metni ve kutlama mesajı yazmaya çalışan danışmanlara şimdiden ‘kalemlerinizi bir kenara koyunuz’ diyerek başlamak istiyorum. Eğer kalemlerinizi bırakamayacaksanız, ek derse girme imkanı olmayan yeni bir öğretmen ile hizmetli maaşı arasında yaklaşık 120 lira fark olduğunu bilerek elinizde tutunuz.
 
Öğretmenlerin kuru lafa karnı tok ve laf önceden de olduğu gibi maalesef torbaya girmiyor. Tıpkı son ek ödemelerle ilgili yapılan düzenlemede herkes kapsama girip, öğretmen ve öğretim elemanlarının giremediği gibi… Ve yine tıpkı geçim derdiyle boğuşan öğretmenlerin kulaklarına yazdığınız süslü mesajların girmediği gibi.  Öğretmenlerin gönlünü almaya yönelik 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne özel edebiyat harikası cümleleri seçip öğretmenleri yeniden sinir etmek istemiyorsanız, bu yazıyı dikkatlice okuyunuz derim.
 
Son 12 yılda Öğretmenler Günü vesilesiyle öğretmenlerin hayat şartlarına yönelik Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Milli Eğitim Bakanı olarak kimler ne demiş diye geriye dönük mesajlarından yola çıkarak sonuca doğru yaklaşacağım. Öğretmenlere söylenmek üzere afili sözler arayanlar için, söylediği sözleri temenni olarak bırakma geleneğinin siyasetteki en önemli aktörü Süleyman Demirel’den başlayarak toplam yirmi mesajı müsaadenizle sıralamak istiyorum:
 
“Öğretmenlerimiz lâyık oldukları ve hak ettikleri ekonomik ve sosyal şartlara maalesef sahip değildirler. Bunun için gereken düzenlemeler yapılmalı ve öğretmenlerimiz daha iyi şartlara kavuşturulmalıdır” (Demirel, S. 1999).

 
“Görevlerini yerine getirirken hiçbir özveriden kaçınmayan öğretmenlerimizin akçalı durumlarında yaşadıkları sorunların giderilmesi, tartışmasız eğitimin kalitesini de olumlu yönde etkileyecektir” (Sezer, A. N. 2000).

 
“Ulusumuzun aydınlık geleceği bakımından bu denli önemli görevler üstlenen öğretmenlerimiz hepimizin baş tacıdır. Bunun bilincinde bir yurttaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak öğretmenlerimizin sorunlarını biliyor, sıkıntılarını yüreğimde hissediyorum. Bu Sorunları çözmek, sıkıntılarını ortadan kaldıracak önlemleri almak, ekonomik, sosyal ve kültürel gereksinimleri karşılamak ihmal edilmeye tahammülü olmayan görev ve sorumluluğumuzdur” (Arınç, B. 2002-1).

 
“Öğretmenlerimizin içinde bulunduğu şartların iyileştirilmesine ihtiyaç vardır. Maaşları itibarıyla, elbette sosyal imkânları itibarıyla öğretmenlerimiz çok geniş ve büyük imkânlara kavuşmalıdırlar. Onları geçim kaygısından kurtarmak temel hedefimiz olmalıdır. Çünkü eğitim ve öğretim, gerçekten üzerinde en çok durulacak, tek hedef olmalıdır. Yoksa bir taraftan maddi zorluklarla uğraşırken bir taraftan da eğitime kafa yormanın çok güç olduğunu biliyorum” (Arınç, B. 2002-2).

 
“Eğitim ilkelerinin uygulayıcısı olan öğretmenlerimizin asıl ve yüce görevlerini yapmalarını kısıtlayan maddî ve manevi olanaksızlıklar ortadan kaldırılmalıdır” (Sezer, A. N. 2003).
 
“Bizler de; insan merkezli, çağdaş eğitim sistemine geçişi sağlayacak atılımları yaparken öğretmenlerimizi, üstlendikleri göreve layık sosyal ve ekonomik şartlara kavuşturacak düzenlemeleri yapmalıyız. Öğretmenlik mesleğinin toplumda hak ettiği itibarı yakalaması, öğretmenlerimizin niteliklerinin yükseltilmesi ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi için elimizden geleni esirgememeliyiz. Hepimizin baş tacı olan öğretmenlerimizin çektikleri sıkıntıları ortadan kaldıracak, ekonomik, sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılayacak önlemleri almalıyız” (Arınç, B. 2003).
 
“Ülkenin geleceği yönünden önemli sorumluluklar taşıyan, güçlüklerle karşılaşsa da büyük hizmet aşkıyla çalışarak çocuklarımızın ve gençlerimizin Ulusu'na ve insanlığa yararlı bireyler olmaları için çabalayan, görevlerini yerine getirirken hiçbir özveriden kaçınmayan öğretmenlerimize hak ettikleri yaşam koşulları sağlanmalıdır” (Sezer, A. N. 2004).
 
İsmail Alptekin, cüzdanları öğretmenlere verirken, “Biz bu cüzdanları veriyoruz. İnşallah Milli Eğitim Bakanı ve Maliye Bakanı bu cüzdanları doldurur” dedi.
 
Bakan Çelik de bu sözlere, “Vallahi siz bir nal verdiniz, geriye kaldı 3 nal, bir de at... Herhalde tamamlarız” diye karşılık verdi (2004).
 
“Öğretmenlerimizin bu gayretini madden karşılamak konusunda bugünden daha iyi noktalara geleceğimiz şüphesizdir. Bizler öğretmenlerimizin en iyi koşullarda çalışmalarını sağlamakla sorumlu olduğumuzun bilincindeyiz” (Arınç, B. 2005).
 
“Aydınlığın simgesi, toplumun yol göstericisi öğretmenlerimizin, mesleklerinin saygınlığına yaraşır, çağdaş yaşam olanaklarına kavuşturulması, önceliklerimizden biri olmalıdır” (Sezer, A. N. 2006).
 
“Başkanı olma onurunu taşıdığım parlamentomuz, öğretmenlik mesleğinin toplumda hak ettiği itibarı yakalaması, öğretmenlerimizin niteliklerinin yükseltilmesi ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi için elinden geleni esirgememe kararındadır” (Toptan, K. 2007).
 
“Türkiye’nin farklı yerlerinde farklı statülerde eğitimcileriz. Zor şartlar altında, çoğu insanın yüceliğinin farkına bile varamadığı bir işle uğraşıyoruz. Zaman zaman toplumun bizi yeteri kadar önemsemediğini düşünsek de mesleğimizin manevi hazzı ile yaşıyoruz. Merkezî bütçeden bakanlığımıza ayrılan payı son yılların en yüksek düzeyine çıkarmayı hedefledik ve bu hedefimize ulaştık. Bu dönemde öğretmenlerimizin özlük haklarının iyileştirilmesi ve statülerinin yükseltilmesi için ek ders ücretlerinde kayda değer bir artış sağladık ancak bunları yeterli bulmuyoruz. Sizlerin refah ve huzur içinde yaşaması, daha iyi şartlarda eğitim vermenizin bilinciyle refah seviyenizin arttırılması için çalışmalarımız sürüyor” (Çelik, H. 2007).
 
Öğretmenlerimize sağlanan imkânlar artırıldığında ve refah düzeyleri geliştirildiğinde çok daha başarılı olacaklarına ve geleceğimizin çok daha güzel olacağına yürekten inanıyorum” (Toptan, K. 2008).
 
“Hükümet olarak da öğretmenlerin özlük haklarının, sosyal statülerinin yükseltilmesi, eğitim - öğretim konuları öncelikli hedeflerimiz arasında” (Çelik, H. 2008).
 
“21. yüzyılın dünyasında gelişmenin, kalkınmanın, küresel rekabette başarılı olmanın yolu, her şeyden önce eğitimden geçiyor. Bu anlayışla, her yıl bütçeden en büyük payı eğitime ayırıyoruz. …Biz de öğretmenlerimizin hayat standartlarını yükseltmek, çalışma şartlarını daha da iyileştirmek ve verimliliklerini artırmak için imkânlarımızı zorlayarak büyük adımlar attık, atmaya devam ediyoruz” (Erdoğan, R. T. 2009).
 
“Öğretmenlerimizin özlük haklarını ve gelir düzeyini arzu edilen seviyeye ulaştırmak çabamıza bu duygunun her zaman eşlik ettiğini ve her türlü zorlukta yanınızda olacağımı bilmenizi isterim” (Çubukçu, N. 2009).
 
“Bizler, hükümetimizi kurarken ‘önce insan’ parolasıyla yola çıktık, ‘İnsanı yücelt ki devlet yücelsin’ dedik. İnsana yapılan her yatırım, insanın yetişmesine verilen her emek bizim nazarımızda kutsaldır. Bu anlayışla en fazla yatırımı eğitime yaptık, eğitimi her şeyin önünde tuttuk; eğitimcilerimize, öğretmenlerimize özel önem atfettik” (Erdoğan, R. T. 2010).
 
“…gençleri yetiştirecek öğretmenlerimize her türlü imkânı sağlamanın ve özlük haklarını daha da iyileştirmenin gayreti içindeyiz. Ancak, bunları yeterli görmüyoruz. Eğitim camiamızın tüm sorunlarının çözülmesi için yapılacak pek çok şey olduğunun bilincindeyiz. Çünkü öğretmenlerimiz, özverili hizmetlerinin karşılığı olarak her şeyin en iyisine, en güzeline lâyıklar. Ülkemizin imkânları ölçüsünde bu yolda çalışmalarımız sürdürülmektedir” (Çubukçu, N. 2010).
 
“…beklenti ve ihtiyaçlarının karşılanması konusunda ülkenin imkânları dâhilinde önceliğin öğretmenlere verilmesini sorumlu herkesten rica ediyorum” (Gül, A. 2010).
 
“…öğretmenlik mesleğinin onuru, saygınlığı ve itibarını daha iyiye, daha güzele doğru taşımak, çalışma koşullarını iyileştirmek, tıpkı Cumhuriyetin kuruluş yıllarında olduğu gibi gençlerimiz için yeniden bir ideale dönüştürmek için atacağımız her adımın, bizi Türkiye'nin aydınlık geleceğine biraz daha yaklaştıracağına yürekten inanıyoruz” (Dinçer, Ö. 2011).
 
Tüm bu mesajlardan sonra bilmemiz gereken en önemli cümle; büro memuru 1710 lira maaş alırken, 9/1’deki bir öğretmen 1530 lira maaş almaktadır. Öğretmenlik mesleği irtifa kaybetmiştir. Ek derse girebilen öğretmenlerin aldıklarını maaşın üzerine giydirerek cevap vermeye çalışanlar olacaktır. Bu döner sermayeden pay alma fırsatı oluşmayan pratisyen hekim ile merkezi hastanede maaşından fazla döner sermaye alan doktorun aldığını karıştırmakla eşdeğerdir. Branşı itibariyle maaş karşılığı girdiği dersin haricinde ek derse girme imkânı bulamayan yüzde 20’ye yakın öğretmen kitlesi var. Öğretmenler odasında çaresizliklerini birbirine açabilen ve dışarıya ar edip konuşamayan öğretmenin sizce süslü mesaja ihtiyacı var mı?
 
Ben bir öğretmenim ve inanın ki en çok zoruma giden şey, öğretmen sözcüğünün peşinden paraya ilişkin cümle kurulmasıdır. Snelman’ın öğretmenlere, “Aydın olmak, modaya göre elbise, şapka ve kolalı gömlek giymek değildir. Aydın zümre, milletin beyni gibidir. Millet sizi, iyi bir öğrenim gördükten sonra, bir maaşa konasınız; akşamları kahvelerde iskambil kâğıdı veya tavla masasının başına geçip eğlenesiniz diye okutmamıştır. Sizler, milli zekâyı geliştirmek, milli iradeyi kuvvetlendirmek milli vicdanı uyandırmak mecburiyetindesiniz, Milletin cahilliği, kabalığı, vahşiliği, vahşice sarhoşluğu, hastalık ve fakirliği siz aydınların suçudur” haykırışını biliyorum (Grigory P. 2009).
 
İdealist öğretmen Snelman’ın affına sığınarak cümle kurmanın vacip hükmünü geçtiğini belirtmem gerekir.
 
Söylenecek çok söz var. Ama ben Yunus Emre’nin, yokluk ve kıtlık üzerine, Hacı Bektaş-ı Veli’den buğday istemeye gidince aralarında geçen diyalogun bir kısmını vererek sözlerimi bitirmek istiyorum.
 
“…Yoksul adamın geri dönmek için acele ettiğini gören dervişler, Hacı Bektaş-ı Veli’ye onun acelesini anlatmışlar. Hacı Bektaş-ı Veli de yoksul köylüyü huzuruna çağırıp sormuş:
-Buğday mı istersin, yoksa erenler himmeti mi istersin?
-Buğday istiyorum efendim.
-Buğday yerine nefes versek olmaz mı?
-Olmaz.
-İstersen bana getirdiğin alıcın her tanesine bir nefes edeyim!..
-Olmaz.
-İsterse her çekirdek sayısına bir nefes edeyim!..
Yoksul adam buğdayda ısrar ediyormuş.
- İstersen her çekirdek başına on nefes edeyim!..” (*)
 
Bu 24 Kasım’da öğretmenler ve öğretim elemanları kimsenin nefes etmesini beklemiyor. Göreve yeni başlayan öğretmen, 1530 lira ile, yardımcı hizmetliden sonra en düşük maaşı alıyor.
Durum ortada. Fazla söze ne hacet.
Bu kez himmet değil, buğday istiyoruz.
 
***
Eğitim-Bir-Sen olarak, öğretmen ve öğretim elemanlarının ek ödeme mağduriyeti konusunu Toplu Sözleşme masasının en öncelikli maddesi yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Bu yazı toplam 1228 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113