• BIST 12433.5
  • Altın 7182.12
  • Dolar 43.8294
  • Euro 51.7046
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 5 °C

Bilgisayar oyunu tek başına bağımlı yapmaz!

Bilgisayar oyunu tek başına bağımlı yapmaz!
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in evinde hayatını kaybetmesi ile başlayan dijital oyun tartışmalarına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Dijital cihaz kullanımında yaş sınırlarına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, ailede kaliteli beraberliği yakalayamayan çocukların daha fazla risk altında olduğunu ifade etti. 

“Bilgisayar oyunlarına kendini fazla kaptıran çocuklarda bir duygusal çöküş döngüsü oluşabiliyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, karşılanmayan her duygusal ihtiyacın başka bir yerden telafi edilmeye çalışıldığını söyledi.

Trabzon'da ortaokul öğrencisi 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin evindeki odasında hayatını kaybetmiş halde bulunması, Bilgin'in, oyundaki görevleri yerine getirmek için yaşamını sonlandırdığı iddiaları oyunların çocuklar üzerindeki etkilerini tartışmaya açtı.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital oyunların çocuk psikolojisi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bilgisayar oyunlarına kendini fazla kaptıran çocuklarda bir duygusal çöküş döngüsü oluşabiliyor. Oyuna kapılıyor, oyun ona çok çekici geliyor. O anda beyin ucuz dopamin üretiyor. Kolay ve hızlı dopamin üretildiği için çocuk haz odaklı bir yönelime giriyor. O yaşlardaki çocuklar hazla mutluluğu ayırt edemiyorlar. Oysa haz ayrı mutluluk ayrı. Haz kısa vadelidir, geçicidir, yanıltıcıdır nörobiyolojik karşılığı dopamindir. Mutluluk ise uzun vadelidir, kalıcıdır ve sosyal bağlanmalarla ilgilidir. Bunun beyindeki karşılığı serotonindir. Son 3-5 yılda yapılan çalışmalar da bunu daha net ortaya koydu. Böyle bir durumda çocuk, dopamin odaklı bir yaşam öğretisine kendini kaptırıyor. Eğer ebeveyn gözetimi yoksa bilgisayar kullanımıyla ilgili bir disiplin oluşturulmamışsa hangi çocuk olursa olsun kendini orada kaptırabilir. Ev kurallı bir ortam değilse aile, anne-baba çocuğa kılavuzluk yapamıyorsa bu ciddi bir risk oluşturur. Aslında bilgisayar oyununun kendisi intihar ettirmez ya da tek başına bağımlı yapmaz. Sorun oyunda değil oyunu kim oynuyor, ne oynuyor, nerede ve hangi zeminde oynuyor… Asıl belirleyici olan budur.” dedi.

“Gerekçelerle hayır demek gerekiyor”

Dijital cihaz kullanımına ilişkin yaş sınırlarının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan; “Şu anda dünya devletlerinin yaptığı ortak bir uygulama var. Üç yaşına kadar çocuğun eline akıllı telefon ya da tablet verilmemesi. İsviçre, Norveç gibi ülkeler üç yaşına kadar bunu kesin biçimde yasakladı. Çünkü beynin en hızlı geliştiği dönem o dönem. O yaşta çocuğu buna kaptırdığınız zaman sonrasında elinden almak gerçekten çok zor oluyor. Üç yaşına kadar hiç vermemek, on yaşına kadar günde yaklaşık bir saatle sınırlandırmak gibi bazı ilkeler var. On beş yaşına kadar da çocuğun kendi adına bir sosyal medya hesabı açmaması bunun yasal, meşru ve onaylanan bir alan olmadığını bilmesi gerekiyor. Bu kararlar gecikmiş kararlar. Dünyada bunun olumsuz sonuçları görüldüğü için bu şekilde düzenlemelere gidildi. Hiç olmazsa on yaşın üzerindeki çocuklar için de ‘Devlet böyle yaptı, dünyada uygulama bu yönde.’ diyerek, zorlayarak değil ikna ederek, gerekçelerini anlatarak hayır demek gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Küçük yaştan itibaren ebeveyn gözetimi önemli!

Ebeveyn gözetimi olmadığında çocuğun dijital okuryazarlığının gelişmeyeceğinin altını çizen Prof. Dr. Tarhan; “Önemli olan küçük yaştan itibaren ebeveyn gözetimi. Çocuk savaş oyunu bile oynasa anne-baba gözetiminde oynamalı. Çocuk korkulu bir sahne gördüğünde yan gözle annesine babasına bakar. Eğer anne-baba bundan etkilenmiyor, onaylamıyor ve doğru tepkiyi veriyorsa çocuk da ona göre konum alır ama onaylar bir tavır görürse o da oyunu normalleştirir. Anne-babanın doğruyu ve yanlışı konuşma yöntemiyle yaklaşması gerekir. ‘Bak burada öldürüyor ama bu bir oyun, gerçekte böyle olmaz.’ diyerek çocuğa hayalle gerçeğin farkını öğretmek gerekiyor. Bu öğretilmediği zaman, ebeveyn gözetimi olmadığında çocuğun dijital okuryazarlığı gelişmez. Dijital okuryazarlık, matematik öğretir gibi, kitap okumayı öğretir gibi öğretilmeli. Çocuk bunu öğrendiği zaman teknolojiyi dengeli kullanır. Zamanı gelince kullanır, zamanı gelince de kendiliğinden bırakabilir.” ifadelerini kullandı.

“Çocuk bağlanacak nesne bulamazsa telefona bağlanıyor”

Karşılanmayan her duygusal ihtiyacın başka bir yerden telafi edilmeye çalışılacağını belirten Prof. Dr. Tarhan; şöyle devam etti:

“Ev güvenli alan değilse… Yani anne-baba arasında sürekli bir gerilim varsa, çocuk eve geldiğinde kendini güvende hissetmiyorsa, bu durumda bilgisayar oyunlarına bir stres azaltma tekniği olarak yöneliyor. Ya da evde bizim ‘mesafesiz terk ediliş’ dediğimiz bir durum varsa yani duygusal ihmal söz konusuysa… Anne evde, baba evde ama herkesin elinde cep telefonu var. Ortada kavga yok, çatışma yok fakat iletişim de yok, nitelikli bir iletişim yok. Evde kaliteli iletişim olmayınca çocuk oyunda iletişim kurmaya başlıyor. Çocuk bağlanacak bir nesne bulamazsa telefona bağlanıyor daha ileri aşamada maddeye bağlanabiliyor. Onun için bağımlılıkla bağlanma ister dijital bağımlılık olsun ister sanal bağımlılık ister madde bağımlılığı birbirine çok yakın kavramlar. Eğer bir çocuk güvenli bağlanma geliştirebiliyorsa annesine, babasına ya da hayata güvenli bir şekilde bağlanabiliyorsa, bağlanma duygusunu sağlıklı biçimde kontrol edebiliyor ve tatmin edebiliyor. Ama bağlanacağı kişi duygusal olarak orada değilse… Mesafesiz terk ediliş tam da budur. Anne evdedir, fiziksel bakımını yapıyordur, her şey dışarıdan bakıldığında yolundadır. Fakat çocukla ihtiyaçlarını giderdikten sonra nitelikli bir zaman paylaşımı yoktur. Anne kendini ev işine verir ya da çocukla duygusal temas kurmaz. Bu durumda çocuk annesinden ve babasından duygusal sevgi ve ilgi ihtiyacını karşılayamaz. Ve karşılanmayan her duygusal ihtiyaç, başka bir yerden telafi edilmeye çalışılır.”

“Kaliteli beraberliği yakalayamayan çocuklar daha fazla risk altında”

Hayat başarısı için duygusal ve sosyal becerileri geliştirmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan; “Sevgi ihtiyacının en güçlü ifade biçimi ilgidir ama bu sıradan bir ilgi değil göz teması olan, birlikte zaman geçirilen, empatik iletişim kurulan bir ilgiden söz ediyoruz. Çocukla gerçekten temas edilen, onun dünyasına girilen bir ilgi varsa çocuk kendini telefona ya da dijital oyunlara kolay kolay kaptırmaz. O dönemde kaliteli beraberliği yakalayamayan çocuklar daha fazla risk altındadır. Anne ya da babadan biri hastaysa, depresifse bu da etkiler. Bizim kültürümüzün bir avantajı var; anneanne ve babaanneler bazı eksikleri telafi edebiliyor. Yakın çevre, geniş aile ve arkadaş çevresi de çocuk üzerinde belirleyici oluyor. Bir de sabah kalktığında amacı olmayan, günü dolu dolu geçmeyen çocuklar daha kolay savruluyor. Çocuğa bir amaç kazandırmak gerekiyor. Gelecekle ilgili somut amaçlar var; iş, meslek, okul gibi. Bir de soyut amaçlar var: ‘Nasıl bir insan olmak istiyorsun? Hayatının sonunda nasıl anılmak istiyorsun?’ gibi. Bu ikisini birlikte öğretmek gerekiyor. Sadece akademik başarıyı hedeflersek çocuk başarıyı dar bir çerçevede algılar. Oysa sosyal ve duygusal başarı da en az akademik başarı kadar önemlidir. Asıl başarı hayat başarısıdır. Hayat başarısı için de duygusal ve sosyal becerileri geliştirmek gerekir. Bu da anne-babayla güzel yaşantılar biriktirmekle, anılar oluşturmakla olur. Bir annenin, bir babanın çocuğuna verebileceği en büyük hediye zamandır. Oyuncak değil, para değil; zaman. En kıymetli hediye budur.” şeklinde sözlerini tamamladı.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 Faks : 0216 4917113