• BIST 90.529
  • Altın 213,679
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 2 °C

YA ÖLÜM OLMASAYDI

Yener Çaycı



     25 Mayıs Salı günü İstanbul, Kadıköy’de çok değerli dostum İlköğretim Müfettişi Ali Kılıç Bey ile geziyoruz. Bir ara yorulduk ve Osman Ağa Camii’nin alt tarafında bulunan banklardan birisine oturduk. İstanbul üzerine konuşmaya başladık. Bu güzelim şehri nasıl rezil bir hale getirdiğimizi, insanlarımızın görgüsüzlüğünü konuşurken tam bu arada bizi teyit edercesine orada bulunan ve insana benzeyen birkaç mahlukat meydanın ortasına tükürüyordu. Kenar köşe ise yiyeceklerin poşetlerinden, kağıt mendillerden, sigara izmaritlerinden dolmuş taşmıştı. Bizim insanımız bu şehre yakışmıyormuydu, yoksa bu insanlar bizim insanımız değilmiydi ya da bu insan görünümlü canlılar gerçekte insan değilmiydi? Bir ara Ali Bey ünlü şair Yahya Kemal Beyatlı’nın Sessiz Gemi adlı şiirini okumaya başladı.

     “...

     …

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.”

     Şiirin son mısralarını o an oradaki konuşmalarımızla bağlantı kurarak yorumluyorduk: Hakikaten gidipte dönen yok. Belki de şairin dediği gibi herkes memnun halinden falan diye konuşurken, Ali Bey birden bire “iyiki ölüm var, öldükten sonra diriliş var” dedi. Niye dedim. “Baksana şu insanlara, bunların içinde Allah’a hesap verme korkusu olmasa neler olurdu” dedi. Tabi bu insanların içinde ne kadar Allah korkusu var onu bilemiyorum ama Ali Bey çok önemli bir konuya değinmişti. Evet; insanlarımızın büyük bir bölümü Allah’a ve Ahiret Gününe inanıyor. En azından istatistikler böyle. Buna rağmen hak, hukuk, nezaket, hoşgörü bu kadar. Buna da şükür dedik. Ya bu da olmasaydı herkesin yaptığı yanına kâr kalsaydı neler olurdu. Düşünmesi bile korkunç. Herhalde orman kanunlarını arar olurduk. 

     Nasrettin Hoca’yı genelde fıkralarından tanıyoruz. Fıkralarında da insanları güldüren, güldürürken düşündüren, belkide zamanının komedyeni olarak tanıyoruz. Halbuki Hoca Nasrettin zamanının en büyük alimlerinden birisidir. Eskişehir, Sivrihisar’lı bir öğretmen arkadaşım şu fıkrayı anlatmıştı. “Hoca Nasrettin bir gün bir kahvehanenin önünde otururken oradan bir cenaze geçer. Hoca kim bu diye sorar. Yanında oturanlardan birisi ölen kişinin kim olduğunu söyler. Hoca ayağa kalkar ve cenazenin arkasından bir -yuh- çeker. Herkes şaşırmıştır, ancak kimse cesaret edipte hocaya niye böyle yaptığını soramaz. Hoca keramet ehlidir, vardır bir bildiği, belki bir gün bize de açıklar diye geçiştirirler. Bu durum birkaç defa daha sürer. Özellikle ölenlerin yakınları içten içe kızmaya başlamışlardır.

     Yine böyle bir günde Nasrettin Hoca  kahvehanede oturan cemaate döner ve farzedinki Hoca Nasrettin de  şu gördüğünüz cenaze gibi tabuta konulmuş götürülüyor, ne yaparsınız? Diye sorar. Orada bulunan ve hocaya içerleyen gençlerden birisi dayanamaz ve yuh diye bağırır. Hoca ayağa kalkar ve ben ölürsem bana yuh olsun, yok siz ölürseniz size yuh olsun der ve oradan ayrılır. Hoca Nasrettin’in bedeni yaklaşık 600 yıldır toprak altında. Nasrettin Hoca öldü mü?

     İnsan yaptıklarıyla hatırlanır. İstanbul’u bu hale getirenlerde hatırlanacak. Belki de “yuh” çekilerek. Saygılarımla.

Bu yazı toplam 1228 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113