• BIST 118.485
  • Altın 393,486
  • Dolar 6,8533
  • Euro 7,7488
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C

VURGUN

Yener Çaycı



      Kural ve kaideler insanların huzuru için konur. Toplumun ihtiyaçlarının gerisinde kalmış kural ve kaideler değiştirilir, yani günümüzün tabiriyle güncelleştirilir. Aksi halde sistem zorlama ile ayakta tutulmaya çalışılır; ama nereye kadar...

     İşte Suriye’nin, Libya’nın, Yemen’in, Mısır’ın, Tunus’un başına gelenler. Biliyorsunuz daha önce Türk Cumhuriyetlerinde de kısmi hareketlenmeler olmuştu. Bütün bu ülkelerde lider ismi verilen devlet ve hükümet başkanları görünüşte halklarının ve ülkelerinin vazgeçilemezleriydi. Onların varlığı ülkelerinin varlığıydı hatta halk olmasa bile onların olması çok önemliydi. Çünkü bu ülkeleri onlar yaratmıştı ve ülkelerindeki halkı da yeniden şekillendirmek, kendilerini yaratıcı olarak benimsetilmesini sağlamak istiyorlardı.

     Yandaşları, yalakaları, dalkavukları bunların en büyük insan, en büyük devlet adamı, en büyük siyasetçi, en büyük … , en büyük… vs. dahası eski Mısır ve Roma tanrılarından esinlenerek zamanın ilahı olduklarını kabul ettirmek için çok uğraştılar; methiyeler, şiirler, ciltler dolusu kitaplar yazdılar. Ülkeleri tepeden tırnağa bunların heykelleri ile donatıldı, heykeli icat edenlerin ülkelerinde bile bu kadar heykel yoktur. Hatırlayın bir zamanlar ABD televizyonları, “Irak’ta 15 milyon nüfus varsa; 15 milyonda Saddam heykeli var.” diyerek, Iraklılarla dalga geçiyorlardı. Yine yemin merasimleri bunların isimleri üzerine yaptırılır ve bunlara sadık kalınacağına dair teminat alınırdı. Ama olmadı. Olmuyor. Hiçbir zamanda olmayacak. Vakti zamanı geldi mi aynı insanlar sokaklara dökülüyor ve gerçek yaratan –bu sahte ilahların- maskelerini bir anda indiriyor. Ortada kala kalıyorlar ve başlıyorlar kıvranmaya.

     Vurgun. öncesinde sistem taraftarlarınca; sonrasında muhaliflerce en sonunda küresel güçlerce. Bir vurgun süreci ki kim kimi yakalarsa veya kim neyi yakalarsa. Toplumun yaşadığı acılar, zulümler, işkenceler ve gelmeyen refah beklentisi. İş bu aşamaya geldikten sonra sen ne vaatte bulunursan bulun. Artık bu toplumun iflah olması Allah’a kalmıştır.

     Bizim gazeteden bir dostum Pendik tren istasyonunda beklerken; Afganlı bir üniversite öğrencisi ile karşılaşmış, tanışmışlar. Aralarında kısa bir sohbet olmuş, Afganlı delikanlı ülkesinden döneli birkaç gün olmuş, dostumuz Afganistan’da ne var ne yok, diye sormuş. Delikanlı hafif bir gülümsemeyle Afganistan’da ki yeni sistemi anlatmış. “Afganistan’da ilköğretim 3. sınıfta bir kardeşim var, onun kitaplarına şöyle bir göz attım. Kitapta baştan sona Devlet Başkanı Karzai anlatılıyor. Karzai şöyle kahraman, Karzai en büyük kurtarıcı, Karzai şu, Karzai bu, şaşırdım ve Karzai hakkında bir iki söz sarfettim, o küçük kardeşim bana ne derse beğenirsiniz, böyle konuşursan seni ihbar ederim, seni şikayet ederim, dedi. ... demiş.” Ben bu genci tanımadım; ama dostuma anlattığı bu sözler üzerine halkı Müslüman olan ülkeleri şöyle bir göz önüne alarak epey düşündüm. Bir zamanlar üç kıtada hükmü geçen ve adaleti tesis eden bir milletin torunları olarak kaderimiz böyle mi olmalıydı? Sizlerde biraz düşünün. Saygılarımla.

Bu yazı toplam 1322 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113