• BIST 109.057
  • Altın 273,473
  • Dolar 5,8100
  • Euro 6,4313
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 1 °C

KILIK KIYAFET

Yener Çaycı
Türk Toplumunun kaderinde biçimsel değişiklikler çok önemli yer tutar.

O kadarki bu biçimsel değişiklikler; özellikle giyim-kuşamla ilgili uygulamalar; zamana, tabiat şartlarına, inanç değerlerine ve toplumun örfüne uygun olarak her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da değişikliğe uğramıştır. Aslında bu değişim yadırganmamalıdır. Süreç içerisinde kendiliğinden meydana gelen bu değişimler normal değişimlerdir. Anormal olan insanların ne giyip ne giymeyeceği noktasında yapılan zorlama niteliğindeki müdahalelerle yapılan değişikliklerdir. Bu müdahalelerle yapılan kılık-kıyafet değişiklikleri, geçmişte padişah iradesi; sonraki süreçte de devlet başkanları tarafından zorla gerçekleştirilmiş, medeniyetin ve çağdaşlığın bir simgesi olarak gösterilmeye ve topluma dikte edilmeye çalışılmıştır. Ancak bu durum toplumda çeşitli problemlere neden olmuştur.

Mesela Sultan II. Mahmud döneminde erkek devlet görevlilerinin fes, çeket ve pantolon giymesi zorunluluğu, o dönemde  toplumda gruplaşmalara neden olmuştur. Hatta bu tür uygulamaları nedeniyle Sultan II. Mahmud’a “Gavur Padişah” adı verilmiştir. Ayrıca Osmanlıda kadın giyimine yönelik müdahalelerde söz konusudur. Ancak kadın giyimindeki bu müdahaleler dini, örfi ve iktisadi, gerekçelerle gerçekleşmiştir. Mesela bir dönem çarşaf,  bir dönem ferace yasaklanmış, bir dönem de baş örtüsünün ebatları konusunda sınırlamalar getirilmiştir. Fakat bu müdahalelerin hiç birisi dini anlayışa aykırı bir mahiyete bürünmemiştir. Günümüzdeki asıl sıkıntıda budur.

Aslında Cumhuriyet döneminde de kadın giyimine dini yönden sakınca oluşturacak direkt bir müdahale söz konusu olmamıştır. Ancak; 12 Eylül askeri yönetimi bir yönetmelikleKamu Kurum Ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık  Ve Kıyafetine Dair Yönetmelik”  devlet dairelerinde çalışan bay ve bayan memurların kılık ve kıyafetleri ile ilgili kısıtlamalar getirmiştir. Lakin Anayasada belirtildiği üzere insan hak ve özgürlükleri ile ilgili sınırlamalar kanunla gerçekleşebilir. Bu anlamda yasaların hiç birinde kılık ve kıyafetle ilgili bir sınırlama söz konusu değildir. Yalnız 657 Sayılı DMK’nın disiplin cezaları ile ilgili 125/A-g maddesinde “Belirlenen kılık ve kıyafet hükümlerine aykırı davranmak” Ek 19. Maddesinde deDevlet memurları, kanun, tüzük ve yönetmeliklerin öngördüğü kılık ve kıyafet kurallarına uymak mecburiyetindedirler.” şeklinde bir ibare yer almaktadır. Ancak bu kılık-kıyafet durumunun ne olacağı, nasıl olacağı, adli yaptırımının ne olacağı gibi hususlar kanunda belirsizdir. Yukarıda belirtildiği üzere bir yasak kanunla konur ve yaptırımı da yine kanunlarda belirtilir.

Dolayısı ile 657 Sayılı DMK’da  kılık kıyafetle ilgili bir yasak söz konusu olmadığı gibi memurlarla ilgili diğer kanunlarda da herhangi bir yasak söz konusu değildir. Yani yıllardır yönetmelikle uygulanan  kılık-kıyafetle ilgili bir yasak söz konusu olup, kanuni bir dayanağı yoktur. Bu yönetmelik yasağı daha çok bayan memurlarda sıkıntı yaratmıştır.  Yönetmelikte bayan memurlar için belirtilen kılık-kıyafet ölçütlerine çoğu zaman riayet edilmemiştir. Bu nedenle de birçok bayan memur; kanunlarda açıkça belirtilmeyen bir yasak nedeniyle disiplin cezasına maruz kalmıştır. İşin ilginç tarafı dini gerekçelerle bu yönetmelik hükümlerini ihlal eden yani başörtüsü takan memurların görevlerine son verilmiş, diğer türlü ihlal eden memurlar ise uyarı türü disiplin cezalarına maruz kalmış, ama görevlerine devam edebilmişlerdir.

Bu konu ideolojik görüşlere de konu edilmiştir. Başörtüsü takan veya takmak isteyenlerin devlet kadrolarında çalışmalarının engellenmesi, hatta başörtülü bayanların üniversitelerde okutulmaması  için olmadık kanunsuzluklara ve keyfi uygulamalara başvurulmuştur. Bu keyfi uygulamalara özellikle o dönemin askeri bürokrasisinin etkisi ve katkısı çok büyüktür.

Artık; bu keyfi uygulamalara hele hele laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilen ve cumhuriyetle idare edilen bir devletin, vatandaşlarının ne giyip ne giymeyeceğini belirlemesi, görevi olmadığı gibi ilkelliktir. Her ne sebeple olursa olsun yetkili mercilerce; bu kanunsuz ve ilkel uygulamaların durdurulması, çözüme kavuşturulması ve mağdurların haklarının iade edilmesi hukuki açıdan bir zorunluluk olmuştur. Saygılarımla.

Bu yazı toplam 2400 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113