• BIST 90.529
  • Altın 213,679
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 2 °C

KANUNLAR NEDEN VAR

Yener Çaycı



     Ülkemiz her alanda çok önemli ve bir o kadar da ilginç bir süreçten geçiyor. Bakıyorsunuz kapkara olarak bildiğiniz şeyler tamamiyle kara değilmiş. Hatta beyazı daha fazla imiş. Aynı  şekilde ap ak olarak bildiğiniz şeyler de ak değilmiş karası varmış, hatta karası daha fazla olabiliyormuş. Hani; kimin eli kimin cebinde belli değil derler ya, işte öyle bir şey. Bu gibi durumlarda karayı aktan, doğruyu yanlıştan ayırmak için ya da kimin elinin kimin cebinde olduğunu tespit etmek için, her ülkede kanunlar yapılmış ve mahkemeler kurulmuştur.

     Malum ülkemizde de kanunlar var, mahkemeler var. Peki bu kanunlar niye var? Kendi halkına karşı demokrasiyi uygulayan(!) ve gelişmiş olarak tabir edilen ülkelerde yaşasaydım bu soruya kolaylıkla “Ülkede yaşayan halkın huzur ve refahını artırmak için” Diyebilirdim. Ülkemde bu soruya kolaylıkla bu cevabı veremiyorum.

     Çünkü; bu ülkede kanunlar delinmek için yapılır. Çünkü bu ülkede kanunlar uygulanmamak için yapılır. Çünkü bu ülkede kanunlar huzuru bozmak için kullanılır. Çünkü bu ülkede kanunlar darbelere alt yapı oluşturmak için kullanılır. Çünkü bu ülkede kanunlar ayrımcılığı körüklemek için kullanılır. Çünkü bu ülkede kanunlar vatandaşı ötekileştirmek için kullanılır. Çünkü bu ülkede kanunlar toplumsal değerleri alt üst etmek için kullanılır. Çünkü bu ülkede kanunlar …

     Adalet beklediğiniz merciler, Türk Milleti adına verdikleri kararlarla, Türk Milletini hayal kırıklığına uğratıyorlar. T.C. Anayasasında herkesin kanun önünde eşit olduğu, hiç kimseye ayrıcalık ve imtiyaz tanınamayacağı belirtiliyor. Ancak; uygulamada birileri daha fazla eşit durumda. Adalet mekanizması vicdanlarda mahkum olmuş. Adalet adalete muhtaç olmuş ne çare. Bu ülkede mahkemelerin şucusu, bucusu tartışılıyor. Belli mahkemeler belli ideolojilerin arka bahçesi olarak gösteriliyor. Şu son iki üç yılın toplumu yakından ilgilendiren mahkeme kararlarına bir bakın. Hele hele lise öğrencileri için, uygulanması yönünde diretilen katsayı zulmüne bir bakın, aynı mahkemenin, aynı konuda bir önceki kararı ile bir sonraki kararı birbirini tutmuyor… Eşitlik yönünde hassas olması gereken kurumlar, eşitsizlik için mücadele ediyor…, İstanbul Barosu gibi. Bu baronun adını toplumun ne şekilde değiştirdiğini biliyorsunuz.

     Birde son haftalarda hiç alakası  olmayan kurumların din ve diyanetle ilgili görüş bildirmeleri (Denizli Tabipler Odası’nın tertip etmiş olduğu şu çok bilimsel (!!!) toplantıdaki konuşmalar ile Antalya Büyük Şehir Belediye Başkanının başörtüsü konuşmalarının) bu millete yönelik karanlık bir takım tertipler mi? Yoksa bizim de safımız belli olsun anlayışının bir ürünü mü? Allah bilir.

     Efendim ormanlar kralı aslan acıktığı  zaman önüne gelen canlıyı  parçalayıp yermiş. Orman ahalisi toplanmış ve “Ya hu bu aslan yemesine bizi yiyecek ama olur olmaz bir anda karşımıza çıkıyor, kimi ne zaman yiyeceği belli olmuyor, işlerimizi alt üst ediyor, bu işe bir çare bulalım” demişler. Düşünmüşler, “Aslandan kurtuluş yok, kendi aramızda bir sıralama yapalım, sırası gelen gitsin, aslan da onu yesin; bari ne kadar yaşayacağımız belli olur, bizde kendimizi bu duruma göre ayarlarız” demişler.

     Durumu gidip aslana anlatmışlar, aslan bu teklifi beğenmiş ve kabul etmiş. Aslanın huzurunda kura çekilmiş ve bir ay boyunca aslanın yiyeceği hayvanlar belirlenerek, sıraya konulmuş. Artık sırası gelen hayvan, aslanın sarayına gidiyor ve aslanda onu afiyetlice yiyormuş. Bu arada diğer hayvanlar da yenileceği güne kadar hiç değilse güvende yaşıyorlarmış. Ta ki akıllı tavşana sıra gelinceye kadar.

     Tavşan, sırası gelince, aslanın sarayına zamanında gitmemiş ve çok gecikmiş. Aslan öfkelenmiş, tam hazırlanıp çıkacakken, tavşan çıkıp gelmiş. Aslan öfke ile tavşana nerde kaldığını ve geçerli bir mazereti yoksa onu acılar içinde öldüreceğini söylemiş. Tavşan: Sayın kralım, ben tam vaktinde size gelmek için yola çıktım. Ancak, yolda bir başka aslan yolumu kesti, size geldiğimi belirtmeme rağmen saldırdı ve beni yemek istedi, elinden zor kurtuldum, onun için geciktim, demiş. Aslan daha da öfkelenmiş,  kan beynine fırlamış, benim ormanımda bana karşı koymak ha! Çabuk beni ona götür demiş.

     Birlikte yola çıkmışlar, bir su kuyusunun başına geldiklerinde; tavşan, efendim o aslan bu kuyuda demiş. Kral aslan kuyuya doğru fırlamış. Su kuyusun başından aşağıya doğru bakınca bir aslanın kendisine baktığını görmüş ve bu aslana dersini vermek için hemen kuyudan aşağı atlamış…

     Evet, madem aslanın hukukunu uygulayacaksınız, bu kanunlara, bu mahkemelere ne gerek var? Yoksa bir akıllı tavşanın çıkmasından mı korkuluyor? Yani hem işinize gelmeyenleri yiyecek hem de yiyenlerin (yamyamların) haklı olduğuna inandıracaksınız, öyle mi? Saygılarımla. 

Bu yazı toplam 3138 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113