• BIST 1.448
  • Altın 489,812
  • Dolar 8,2999
  • Euro 10,0763
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 13 °C

Kadın olmak bu kadar zor mu?

Sebahat Çakır

Dünya üzerinde kadın olmak zor mu? Bu sorunun cevabı da en az kadın olmak kadar zor olsa gerek.

İlk yaratılış evresiyle beraber kadın olarak yaşamak, artıları ve eksileriyle beraber ciddi bir konu teşkil etmektedir. Dünyamız, kadının toplum içindeki bahtsız konumuna, coğrafi ve kültür farklılıklarına göre değişen serencamlara sahne olmuştur. Şehir yaşantısı ve dağınık yerleşim bölgelerine göre kadının alın yazısının farklı şekillendiğine kendi ülkemizde de şahit olmaktayız.

Ayrıca insanlar üzerinde etkili bir yaptırım aracı olan ''din olgusu'' da kadına bakış açısına ciddi boyutta tesir etmiştir. İlahi vahye dayanan bütün semavi dinler, ''eşref-i mahlûkat'' olarak insana ve bir insan olarak kadına hususi ve hassas bir değer biçerek özen göstermiştir. Buna rağmen gerek Museviler gerekse Hıristiyanlar ilahi kitaplarda vahyolunan emirleri tahrif ederek (değiştirerek) kendi ideolojileri doğrultusunda yaptıkları uygulamalarla bilhassa kadınların yaşam hakkını gasp etmişlerdir.

Çağlar boyu toplum içinde kadının yeri ve önemi konusu incelendiğinde; İslamiyet öncesi ve sonrası şeklinde karşımıza çıkan tabloda yeryüzüne doğan İslam güneşinin kadınların dünyalarını ne derece aydınlığa kavuşturduğunu bariz şekilde görebiliriz.

'' Cahiliye Dönemi'' dediğimiz dönemin, sadece Arap yarımadasını içine alan bir durumdan ibaret olmadığı, bilakis tüm dünya coğrafyasını kasıp kavuran bir hezeyan olduğu herkesçe malumdur. Cahiliye döneminden kasıt, okuma-yazma, bilim ve teknik alanından yoksunluğun anlaşılmasından öte, vicdanların şirazesinden kayarak, iman nurundan mahrum insanların delalet ve sapkınlık içinde oldukları anlaşılmalıdır.

Din-i Mübin-i İslam, kadına özel bir hüviyet ve hürriyet getirmeden önce yeryüzünde kadın olmanın zorlukları ve bedelleri çok ama çok ağırdı. Tahrif edilmiş Tevrat kanunlarına göre, kadın lanetli kabul edildiğinden ibadethaneleri olan sinagoglara sokulmamış, cemaatten sayılmayıp dualarda yeri olmamıştır. İsrail cemiyeti uzun yıllar kadınları kamu alanlarının dışında bırakmıştır. Kadına kocasının bütün hizmetlerini gördürüp, kocasının ellerini ve ayaklarını yıkama vazifesi verilmiş hatta bunları yapmadığında da dövülmüştür. Kadının yatağının başında asılı duran büyük bir sopa bulunurdu. Kadın; kavgacı, açgözlü, kıskanç, baştan çıkarıcı bakış açısıyla sürekli aşağılanır ve cezalandırılırdı. Musevilikte Yahudilerin sabah ibadetinde okudukları duada '' Rabbim, beni kadın olarak yaratmadığın için şükürler olsun'' ibaresi Yahudilerin kadına bakış açısını ve davranış zincirini özetliyor olsa gerek.

Hıristiyan kültüründe ise; âdemoğlunun dünyaya iniş sebebini, Havva ananın işlediği günah ile özleştirerek bütün kadınları bu günahla sorumlu tutmaktadır. Ölümü dünyaya getirenin de kadın olduğu düşüncesi ile sürekli kadın aşağılanır ve hakarete uğrardı. Uzun yıllar kadınlar murdar kabul edildiğinden İncil’e el sürdürülmedi. İngiltere de kadını şeytan ve murdar olarak tanımlarken, Hıristiyan âleminin ünlü düşünürü Agustin'e göre; kadınlar, kötülük dolu, bütün kavga ve tartışmaların kaynağı olarak tanımlanmaktadır. Hem Agustin'e, hem de Papa Gregoire göre; ‘’Evlilikteki ilişki günahtan hali değildir.’’ görüşü yüzünden kilise babaları da evliliği zorunlu bir günah kabul ederlerdi. Orta çağ Hıristiyan dünyasında kadın ve evlilik öyle kötülenmiştir ki, bir dönem kadının ruhunun olup olmadığı bile tartışılmıştır. (Macon Konsili 585)

Avrupa da başlayan cadı ve büyücü avıyla birçok kadın cinlerle ilişkisi olduğu iddiasıyla yakılarak yada boğularak katledilme hadiseleri ise on ikinci yüzyıla rastlar.

Kadının Havva ile özleştirilip ikinci derece varlık olarak aşağılanması yada Meryem anayı tanrı anası olarak takdim ederek kutsanması sonucu tutarsız tarih tecrübeleri ile çalkalanan

Hıristiyan Âlemi halen durulamamıştır. Dolayısıyla feminizm düşünce yapısı ve kadın hakları tezinin Avrupa kaynaklı oluşu bu tutarsızlığının ürünü olsa gerek.

Yine Yunan mitolojisine göre kadın; Ya bütün kötülüklerin anası ve kötülüklerin dünyaya yayılma sebebidir ya da tanrıça olarak Afrodit yani baştan çıkarandır. Atinalı Solon’un kanunlarına göre, evlilik yasal olarak çocuk edinme için vardır. Birde hayatının kadını olmalı diyen Solon, hayat kadını kurumunu yasallaştırmıştır ve bu uygulama günümüze kadar yayılmıştır.

Eski Hindistan geleneklerinde de kadın, murdar ve fena ahlaklı olarak tanımlandığından miras hakkı ve sosyal statüsü bulunmazken, Budizm gibi uydurma dinlerde kadınlar dine dahi kabul edilmemiştir. Budizm’in bozulma sebebini kadınların dine katılmalarına bağlanması da hayli şaşırtıcıdır.

Eski Çin geleneklerinde ise kadınlar insan yerine bile konulmazken, yeni doğan kız çocuklarına isim bile verilmezdi. 1. ve 2. numara veya aşağılık mahlûk, domuz gibi hakaret içeren lakaplarla hitap edilirdi. Daha küçükken ayakları ezilerek ayak gelişimleri zedelenir ve böylece sokağa çıkma olasılıkları engellenirdi.

Günümüzde kadın hakları adına, İslam’a ve İslam dininin kadınlar ile ilgili hükümlerine eleştiri getirerek saldıranlar ya Avrupa’nın modern maskeleri ardındaki tarihi geçmişinden haberleri yok ya da görmezden gelmeye çalışıyorlar. Ayrıca Kur'an-ı Kerim hükümleriyle alakalı bilgi ve araştırmalarının yetersiz olduğu da düşünülebilir. Avrupa’nın İslam’a fobi bakış açısından ciddi şekilde etkilenen hidayet mahrumu zihniyetler, İslam âleminde bugüne dek kadın hakları adına bir savunma ihtiyacı gereksinimi oluşmamasının sebebini bir düşünsün! Çünkü ancak ihlal edilen hakların savunulmaya ihtiyacı vardır. Oysaki gerek Kur'an-ı Kerimdeki kadınlar ile ilgili sure ve ayetlerde, gerek ise iki cihan güneşi Peygamber Efendimizin veda hutbesi ve diğer uyarı ve ikaz içeren hadisi şeriflerinde kadın ve hakları koruma altına alınmıştır. Velhasıl İslam âleminde on dört asır evvel kadınının çilesi bitmiştir.

Kur'an-ı Kerim ayetlerini ve hadisleri kendi dar zihniyetleri ile yorumlayıp, kadına katı davranma ve şiddet uygulamayı meşru hale getirmeye çalışan radikal toplum ve kişilerin bu tutumları, İslam düşmanlığı yapmak isteyen kesimlere malzeme teşkil etmektedir. Fakat bu durum güneşi balçıkla sıvamaya benzer ki, hakikatler perdelenemez. İslam’ın nurlu ışığı ile, katılaşan ve körleşen zihniyetlerin aydınlanarak, kadın haklarının ve birçok problemin daha kolay halledilebileceği aşikardır.

Modern çağın, medenileşen toplumlarında bile hala kadın cinayetlerinin ve kadına şiddetin önüne geçilemediğine göre, İslam ahlakının her insan tarafından benimsenerek İslam ruhunun iyi analiz edilmesi zaruri bir ihtiyaçtır. Dünya üzerindeki zulmün, Kamil bir imanla aşılması temennisi ve duaları ile…

 

Bu yazı toplam 1467 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113