• BIST 1.441
  • Altın 499,683
  • Dolar 8,3566
  • Euro 10,1202
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 29 °C

Kaderin üstünde bir kader vardır

Sebahat Çakır

Bir kasırga koptu! Ümmeti darmaduman eden. 

 

 
     Öyle ümmet ki toprağına göz diken kahpe düşmanlardan yurdunu kanıyla, canıyla kurtarıp, zafer bayrağını göndere çekip, şanlı tarihini yazan kahraman millet. Nereden bilecekti ki öz yurdunda yabancı olacağını , bacısının tesettüründen üryan edileceğini, tahrif edilmiş ezan dinleyeceğini,  içine sızmış amansız düşmanla yüzleşeceğini. 
 
     Düşmanın deviremediği bu aziz milleti, yaklaşık bir asırdır darbe darbe kopan kasırgalarla devirmek istediler. Yıllarca muğlak mihraklar bu milleti sindirdiler fakat yıldıramadılar, vazgeçiremediler. Ne imanlarından ne ezanlarından ne Kur’anlarından ne de medar-ı iftiharları olan Osmanlı’dan. 
 
     Nice yıllar bu ümmet çok mihnet ve türlü türlü eziyetler çekti. Öz vatanında gurbet, Kur’an sesine hasret kaldılar; vatan haini damgası yiyerek şehadet şerbeti içtiler! Ne söylesek nasıl desek yine azdır. Azı bilindi çoğu gizlendi. Lakin bilmezler mi ki karanlık gecede kara karıncanın ayak izini gören, karanlığa gizlenen tarihin bilinmeyen gerçeklerini de ortaya çıkaracaktır. 
 
     Ve  bu aziz milletin bağrında yetişen bir yiğit kükredi! O yiğit, bir elini Hakk’a(cc), bir elini halkına verip vatan aşkıyla yanan bir Osmanlı torunuydu. Tam da umutlarına ölü toprağı serpilmişcesine yılgın olan bu milletin mücadelesi zindanlarda katledilirken. Çaresiz ümmetin en çaresizliğinde, İSTİKBAL’in en çıkmaz sokağında. 
 
     Uzun süredir secdede yakarmakta olan milletiyle beraber kıyama kalktı! Yavaş yavaş tumaniyetle, vakarla, huşu yüklü bir kararla rükudan doğrulur gibi.Dimdik! Dosdoğru! ALLAHUEKBER! 
 
     Önce belediye başkanlğı sonra başbakan, yine başbakan ve hayali bile imkansızken, Cumhurbaşkanlığı! 
 
     Onun doğrulmasıyla bu ülkedeki yanlış hesaplar bozuldu. Hiç doğmayacak zannedilen, ufukta söken bu şafak sayesinde nice gizli ve kirli planlar deşifre oldu. Nicedir karanlığı  katlandıkça katlanan şeb-i yeldaya fecir doğdu. Bu doğan fecir  ¨fecr-i sadık¨!  Bu ümmetin semalarını aydınlatacak ve artık karanlığa asla bürünmeyecek, apaydınlık bir sabah! Yıllar var ki nasibine hep gözyaşı düşen, hüznü nasır tutmuş,  başörtüsü prangası olmuş mü’mine bacımın ahını dindirecek, göz aydınlığı olacak, çehresine nur saçan ışık! 
 
     Değişmez sanılan nice zihniyet ve tabular birer birer yıkılırken, bu asil millet aslına döndü, kahpe yalanlarla kirletilen tarih zihinlerde temize çekildi. Garibanın karnı doydu,  yoksul giyindi, yaşlıya hürmet, evlerdeki hastalara hizmet, çalışan çocuklu anaya kıymet verildi. Dinini yaşamaktan utanan millet, inandığını yaşamakla şerefyap oldu. Kabiliyetlere değil, fiziksel görünüme itibar yüzünden kamuda istihdamı imkansızlaştırılan birçok şahsiyet ev hapsine mahkum edilmişlikten kurtulurken, çocuğunun okulundaki veli toplantısına gidemeyen mağdur mesture hatunlar üniversiteli oldu. Peygamber ocağında yetişen asker bacıma ve kahraman polisime başörtüsü çok yakıştı. İmanla yoğrulmuş bu vatan evlatlarının  inancı tezahür imkanı buldu. ELHAMDÜLİLLAH! 
 
     Kısık seslerin tekbir nidalarıyla  intifaya kalkmasıyla, tüm ehl-i sünnet  devletleri bayram arifesi yaşarken, küfür ile birleşmiş milletlerin uykuları kaçtı. Yıllardır baskı ve zulüm altında inleyen ümmet-i Muhammed’in yüreğine umut kıvılcımları düşerken, hadsiz ve alçakların İslam coğrafyası üzerindeki plan ve desiseleri tek tek suya düştü. 
 
     Ey bu milletin yiğit evladı! 
 
     Biz seni çok sevdik. Kimimiz “Reis” dedi, kimimiz “Kaptan”, bazımız “Başkomutan”. Avrupa’nın korkulu rüyası, Dawos fatihi, Uzun Adam… Yeni doğan çocuklarımızın adı ya Tayyip’ti ya da Erdoğan.  
 
     Bedelini çok ağır  ödediğin o ince ruhunun terennümü olan şiir okuyuşunu, şair kimliğini çok sevdik. 
 
     Tilavet-i infitarını, Halık’a münacatını, derin gaflet uykusundan uyandıran sabah ezanı okuyuşunu çok sevdik. 
 
     Hacer-ul Esved’i isti’lam edişindeki hürmet ve ihtimamla halkını selamlamanı, en fakir vatandaşlarına bile misafir olmanı, yetimleri kollayıp, esnafın halini sormanı çok sevdik. 
 
     Biz seninle yüzyüze karşılaştığımızda  gözündeki o korkuyla yoğrulmuş ümidi gördük! İşte o zaman daha bir başka inandık, koşulsuz güvendik. Korkusuzluğun gücü olan o korkunun adı Haşyetullahtı. Yegane mülk sahibi kadir Mevla’ya duyduğun bu korkunun tercümesi merhametti, şefkatti, insaftı, yaratılanı Yaratandan ötürü sevmekti. Biz senin Allahtan(c.c) başka hiç kimseden korkmayışını sevdik. 
 
     Halkına güvenmeni, inanmanı, yaptıklarını ve yapacaklarını bu insanlara tek tek anlatmanı, muntazam aralıklarla ulusa seslenişini sevdik. Birçok siyasetçinin ne demek istediğini anlayamazken, senin fesahat ve belagatını sevdik.  
 
     Dobra ve diktatör yaftalamalarına inat, biz senin dürüst, mert, net, kararlı, azimli, cüretkar  karakterini sevdik. Gücünü¸ Hakikattan ve halktan alarak yüreğinle tuttuğun dava meşalesinin şulesinde parlayan karizmanı sevdik.  Öyle sevdik ki, dua dua ellerimiz semada iken sana ayrılan yer çok özeldi.  Çünkü bizler senin sayende ulul emre itaat ve dua etme muradımıza erdik. Dualar hep sana. Melekler “Amin” desin yapılan dualara! 
 
     Ey dar-ı İslamın umut ışığı! 
 
        Bilesin ki, Müslüman kisvesine bürünüp, sinsi sinsi içimize sızıp, en umulmadık zamanda bu ümmetin bağrını delen ihanet oyunu yine bu milletin şecaatiyle bozulduğu gibi intikamının da alınacağı tarih bellidir. Bu ümmet Ortadoğu'da planlanan yeni bir kerbela senaryosuna izin vermeyecek. Bu millet diriliş  destanını yazacak. 
 
       Göklerden gelen bir karar var, kader üstünde bir kader var. 
 
       Tek dişi kalmış bir canavarı, bu millet “Evet” ile boğar. 
Bu yazı toplam 2140 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113