• BIST 91.686
  • Altın 211,532
  • Dolar 5,3854
  • Euro 6,1343
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C

HAZIMSIZLIK ÇEKENLER VAR

Sebahat Çakır

 "Bu hazımsızlık niye? " diye sorarsak altını dolduracak o kadar çok cevap zinciri var ki...

    Türkiye'nin varlığı, bilhassa müslüman bir ülke olarak güçlenmeye devam etmesi, üstelik son seçimlerde istikrarlı duruş sergilemesi kendilerini tek güç olarak lanse eden birtakım ülkeleri kızdırmış olsa gerek. Kızdırmış olmalı ki Türkiye ekonomisine hunharca saldırmaya devam ediyorlar. Zaten korkulu rüyaları olan Türkler  bir lokmada yutulamayacak olduklarını ispatlayarak tüm güç kontrolünü elinde tutmak isteyen devletlerin hegomonyasını reddederek meydan okumaları da diyebiliriz. Ortadoğu planlarında iştahlarını kursaklarında bırakan Türkler  korkusuz hamleler yaptıkça kırmızı görmüş boğa gibi ekonomi arenasını altını üstüne getirmeye çalışmaları ihtimal doğrultusunda elbet. Biz Türklere ''Siz de çok oluyorsunuz'' denileni epey zaman oldu. Evet Ortadoğu'nun söz dinlemez asi çocuğu Türklere bir ders verilmeliydi artık.

       Yıllardır Avrupa Birliği'ne alınmayarak hadleri bildirilmeye çalışılan bu millet, Ortadoğu planlarının gerçekleşmesinde bir maşa , adeta kukla olmalıydı ki işler yolunda gitsin. Peki ne yapmalıydı? Madem bunların ''din'' gibi bir hassasiyetleri var, o zaman hassas noktalarından vurmalıydı. Pekala da iyi işledi plan. Din adına radikal yaptırımların yerine, realist ve modern bakış açısı ile <Ilımlı İslam> kulağa da hoş geliyordu. Dini uygulamalarda zorlanan bilhassa aydın kesim için bu öne sürülen (güya) katı din kurallarının yerine, esnetilerek yumuşatılmış uygulamalar sunulması gayet makul karşılandı. ''Ne yardan geçerim, ne serden geçerim'' hesabı... Makam, mevki, akademik unvan, askeri ve siyasi alanda otorite ile birlikte hem de iyi bir Müslüman olmak bulunmaz fırsattı. Üstelik hedeflenen konuma ulaşıncaya kadar her şeyin mubah görülmesi de cabası. Helal-haram dairesi yeniden çizilmiş gibi, işlenecek olan muhtemel dini yasaklar için ayrı ayrı fetvalar düzenlenmesi, azimetle amelin ötesinde Daru'l Harp ideolojisine göre saf düzeni alınması hiç sorgulamadan taraftarlarınca kabul gördü. Kabul gördü çünkü hiçbir nefs-i emmarenin reddedemeyeceği menfaatler söz konusuydu. Yıllarca süren bu hipnoz seanslarıyla mankurtlaştırılan fedailer artık kula kul olma kulluğunu kabullenmiş tam kıvamında neferler olarak sahaya sürülmeye hazırdılar. Fakat kusursuz işleyeceğine inandıkları planlarını bozacak ilahi gücü hesap edememişlerdi. Akıbetlerinin hüsranla sonlanması bu zavallıların hala akıllarını başlarına getirmediği ve  içine düştükleri gafletin boyutunu göremedikleri de aşikar. 

   Son zamanlarda ''Ama artık bu millet uyandı'' lafını çokça duyar olduk. Bu sözü söylemek aynı zamanda yıllardan beri uyutulduğunu kabul etmek anlamına gelmez mi? Ne yani asil Müslüman Türk milleti hipnoz edilip uyutulduğunu itiraf mı ediyor? Evet planlarının başarısız olmasıyla birlikte, kötü emellerinin perde arkasındaki ihanet senaryolarının ifşa olması onların gerçek yüzünün anlaşılması anlamında olabilir fakat bizi uyuttukları anlamına gelmez. Tabiri caizse 'Takke düştü, kel göründü' atasözü yerini buldu da denilebilir.

    Uyanması gereken onlardı ama heyhat! Tutuklanma, soruşturma, yurtdışına çıkış yasağı vs. ile özgürlükleri kısıtlanan, bazılarının ise meslekten ihraç yoluyla hem maddi hem de kariyer kaybı yaşamaları, onların yakınları tarafından suçlanmak yerine mağdur muamelesi görmeye devam etmesi de bunun bir örneği. Niye devam etmesin ki? Onları yetiştiren ebeveynler ''Biz çocuklarımızı İslamı bilen ve yaşayan, okumuş kariyer sahibi bireyler olsun diye oralara (onlara) verdik'' diye hayıflansalar da, bu kişilerin kurban muamelesi görüp, dramatik tablo çizilmeye çalışılmasını engellemiyor. Bu durum ne kadar saçma ve ahmakça ise; aynı şekilde hala uyanmadıklarının, hala gerçekleri görüp tehlikenin boyutunun idrak edemediklerinin bir nişanesi değil mi?

    Yine aynı şekilde bu yaşananlardan sonra toplumun bazı kesimlerinin İslam karşıtı söylemlerle bir takım cemaat ve tarikatlara saldırıya geçmesi bir o kadar aymazlık değil mi? Zaten senaryonun devamında da istenen bu olsa gerek. Devleti ele geçirip emellerine ulaşamayan hainler, insanların dini inanç ve değerlerine olan itimadını sarsıp, gönül dünyalarına da derin boşluk oluşturma derdinde değiller mi? Çoğu kişi ''Artık kime inanacağımızı bilemiyoruz'' derken, imani çaresizliğini de itiraf ediyor maalesef! Arapça ''İman'' kelimesinin Türkçe karşılığı olan ''İnanmak'' kavramından bahsediliyor aslında. 'Kime?' sözü gerçekten endişe verici. Bir insan niye birine ya da birilerine inanma ihtiyacı duyar? Eğer bir konu hakkında yeterli bilgi sahibi değilse, söylenenlere inanmak mecburiyeti hisseder ki; söylenenlerin sağlamasını yapacak bir tablosu veya dayanağı yoksa tabii...

    Bizler toplum olarak inandığımız dinimizi, bize indirilen kitaptan (Kur'an) öğrenmek yerine, tembellik ederek bize özet geçilmesini tercih ettiğimiz sürece uyutulmaya ve kandırılmaya müsait ortam hazırlanmasına çanak tutmuş olacağız. 

    Birileri bize dinimizi anlatıyor, birileri o anlatanlara çamur atıyor derken kafalar allak bullak oluyor. Kafalar allak bullak olsa yine iyi; kalpler allak bullak. Uyan ey Müslüman! Kalpler allak bullak olursa vahim. Hem de çok vahim! Zira iman şüphe ile tereddüt ve sorgulama ile kaim olmaz. Üstelik okunan Arapça bir ibarenin (velev ki anlamı dahi söylense) ayet mi hadis mi olduğunu ayırt edemeyen zavallı Müslümana bu hadis sahih mi mevzu mu (uydurma) tartışmalarının içine çekiliyor. Alim zatların kendi aralarında istişare edecekleri ilmi terimlerin tartışma konusu yapılmasının amacı sadece kalp ve kafa karışıklığı oluşturmaktan başka maksat gütmez. Böylece asıl bilinmesi ve önem verilmesi gereken imani hususlar sümen altı edilmekte. Zaten son zamanlarda sıkça karşılaşılan ''Bu konu Kur'an'da var mı?'' sorusu cehaletimizin ne boyutta olduğunun açıkça ispatı. Velhasıl sualler dinini daha iyi öğrenmek için değil de, dininin doğruluğunu sorgulamak için sorulmaya başladı ise toplum içinde ayrışma kaçınılmazdır. Bir Müslümanın imani konularda şüpheleri varsa dini sağlam olamaz. Bütün savaş tekniklerini bilse ve en modern silah ve savunma techizatıyla donansa bile dini inançları sağlam ve itikadı kavi olmayan toplumlar içten çökmüştür, yenilmeye mahkumdur zaten.

   Bu millet öncelikle dini değerlerine sahip çıkıp, şerefli ecdadıyla gurur duyup, kadim kültür mirasını yaşatarak geçmiş tarihinden dersler çıkarıp, yaşanan hata ve yanlışların tekerrürüne müsaade etmediği sürece hürriyet ve hakimiyetini ihya etmeye devam edecektir.

Selam ve dua ile...

Bu yazı toplam 617 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113