• BIST 99.835
  • Altın 243,334
  • Dolar 5,7445
  • Euro 6,4830
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 12 °C

EĞİTİM MESELELERİ

Yener Çaycı
Hükümetin, dershaneleri özel okullara dönüştürme planı 2013 yılının son aylarının ana gündem maddesi oldu. Aslında bu konu yeni ortaya çıkmış bir husus değil, 2005-2006 yılından beri konuşulan bir durum.

Ben de naçizane 28.07.2010 tarihli bir yazı ile bu köşeden “SBS” başlığıyla konuyla ilgili değerlendirmeler yapmıştım. Dershane konusunun hükümetin dışındaki bir kısım çevreler tarafından çarpıtılarak kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığı kanaatindeyim. O kadar ki işin uzmanı olarak ortaya çıkan bir kısım kişiler eğitimin olmazsa olmazı olarak dershaneleri göstermeye çalışıyorlar. Oysa bu kişiler; eğitim ve öğretim farkını dahi bilemeyecek kadar uzman(!) ya da bilerek şahsi çıkarları için doğruları inkâr edecek kadar basit insanlar. Dershaneler eğitim adına bu güne kadar ne ortaya koymuştur? …  Öğretim adına; alternatif test çözüm teknikleri, soru çözümünde dikkat edilecek pratik bilgiler dışında sayılabilecek çok fazla bir şey yoktur. Elbette ki bu da bir şeydir. Ancak o kadar.

                Eğitim konusunda sayın başbakanın da bana göre hatalı söylemleri olmuştur. Meselâ; engelli vatandaşlarımızın öğretmen olarak atanması. Bu konuda sayın başbakan çok keskin konuşmuş: “Engelliden bal gibi öğretmen olur.” demiştir. Engel durumuna göre bir kısım kişiler öğretmen olabilse de; öğretmenin engelli olması bana göre duygusal, biraz da tribün işi davranıştır. Devlet büyükleri dâhil kaç kişi veya veli çocuklarını engelli öğretmene vermek ister. Sınıfınızda görme, işitme veya hareket yönünden engelli bir öğretmen düşünün, bu öğretmenimiz ne kadar verimli olur? Mesela: disiplin ve sınıf hâkimiyeti, ölçme ve değerlendirme yani sınavların okunması, performans ve proje görevleri, iletişim, müzik, beden eğitimi derslerinin işlenişi… vs. Engelli kardeşlerimizin görev yapabileceği birçok meslek türü vardır. Ancak; öğretmenlik hem engellilerin kendileri açısından hem de öğrenci-veli açısından çok doğru değildir. Bunun aksini söyleyenler önce çocuklarını, torunlarını bu kardeşlerimizin dersine versinler, sonra konuşsunlar.   

                Eğitim açısından bir diğer yanlış tutum da velilerin okul ve sınıf yönetimine çok yersiz müdahaleleridir. Okul eğitim-öğretim yuvasıdır. Mesela öğretmen ve idare gerek görürse çocuklara çevre temizliği yaptırabilir. Oysaki bir kısım veliler: “Biz okul-aile birliğine bağışta bulunuyoruz, bizim çocuklarımız çöpçü mü, hizmetli mi?” gibi bir davranış içersine giriyorlar. Kaldı ki o çevrenin kirlenmesinde hem velilerin hem de kendi çocuklarının etkisi vardır. Şimdi eğitim bir terbiye işi olduğuna göre; doğal olarak çocuklara toplumun milli ve manevi değerleri, görgü kuralları, tertip, düzen ve temizlik gibi alışkanlıklar kazandırılacaktır. Bu durum milli eğitimin temel esaslarındandır. Velilerin kahir ekseriyeti okulların eğitim işlevini yerine getirmek yerine; dershane gibi çalışmasını istemektedirler.

Yine bir başka açıdan; son zamanlarda velilerin artarak devam eden öğretmen şikayetleri… Velilerin bir kısmının “Öğretmen, çocuğuma sert bakmış, çocuğun motivasyonu bozulmuş, çocuğum okula gelmek istemiyor, ya çocuğumun sınıfı değişsin ya da bu öğretmeni bu sınıftan alın” gibi yaklaşımları ne kadar doğru? Öğretmen insan değil mi? Bir öğretmen hiç mi kızmayacak, hiç mi sinirlenmeyecek? Acaba velinin kendisi çocuğunun olumsuz davranışlarına ne kadar hoşgörülü olabiliyor. Ama iş öğretmene geldi mi, yazın şikâyet dilekçesini! Peki, bu öğretmenden nasıl verim alacaksınız? Bu veli anlayışıyla çocuk okulda nasıl eğitilecektir, eğitim nasıl gerçekleşecektir?

                Bir diğer problem de; Türk Milli Eğitiminin temel felsefesi nedir? Eğitim sistemini insan doğasına uygun olarak bilimsel zemine ne zaman oturtabileceğiz? İdeolojik yaklaşımlardan ne zaman kurtulacağız? Daha anasınıfında bile çocuğa adını-soyadını, ana-babasını öğretmeden, Atatürk’ü, Atatürk’ün anasını-babasını, yapıp ettiklerini öğrettiğimiz ve bunu temel eğitimin bütün kademelerinde ve bütün derslerde öğrettiğimiz bu sistem ile nereye kadar gidebiliriz ve bu çocuklara yaşadıkları dönem ile ilgili ne verebiliriz ki? Elbette çocuklarımız tarih büyüklerini öğreneceklerdir ve bu gereklidir de, ancak; bunu her derste ve her dersi bu kişilerle ilişkilendirerek, bir ilah, bir kurtarıcı, bir yaratıcı olarak değil; tarih derslerinde ve gereği gibi öğretilmelidir. Yani “o olmasaydı, biz olmazdık; sonsuz lider; ebedi şef vb.” gibi gerçeklerden ve bilimsel anlayıştan yoksun, sığ ve ideolojik saplantılarla değil.

Ülkemizde eğitim konusunda sıkıntılar çok fazla. Mesela: öğretmenlerin eğitilmesi, karma eğitim, eğitim programları, denetim sistemi, okul ve derslikler, okul alanları vs. hepsi bir dert. Bu meselelere gücümüz yettiğince devam edeceğiz inşallah. Saygılarımla.

 

 

Bu yazı toplam 2384 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113