• BIST 108.869
  • Altın 271,553
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 1 °C

DEMOKRASİ VE ŞİDDET

Yener Çaycı



      Yıl 2001 Şırnak İli’nde çalışmaktayım. Akşam saat 8.00 sularında saç tıraşı olmak için, henüz dükkanını kapatmamış bir berber dükkanına girdim. 19-20 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim genç bir delikanlı beni karşıladı ve isteğimi sordu. Bende tıraş olmak istediğimi söyleyince berber koltuğuna buyur etti. Berber delikanlı şaç tıraşına başlamıştı ki o esnada Özel Harekat Polislerine ait bir araç berber dükkanının önünden geçti. Delikanlı aracı görünce küfretti. Ben şaşırdım ve delikanlıya “niye küfrediyorsun?” diye sordum. O da “bunlar bize ne yaptı biliyor musun?” diyerek bana soruyla karşılık verdi. Ben de bu soru üzerine “peki bu polisler size ne yaptı?” diye tekrar sordum. Şu an adını hatırlamadığım delikanlı bana niye küfrettiğini anlatmaya ve açıklamaya başladı. “Abi ben daha 9-10 yaşlarında iken bunlar bizlerin evini taradı, burada nerede ise taş üstünde taş kalmadı, yakın akrabalarımızın ve komşularımızın bir kısmı bunların yüzünden öldü. Çatışma sonunda bunlar bizi sağ görünce siz hala yaşıyor musunuz gibi şeyler söylediler, ben bunlara onun için kızıyorum. Bu polisleri gördükçe aklıma bu geliyor.” Dedi.

     Ben onun söylediği zamanı hatırladım. 1992 yılında teröristlerin Şırnak’ı bastığı olayı anlatıyordu. Ben olayı anlayınca ona bir iki soru sordum. Delikanlının da bir kaç ay içerisinde askere gideceğini öğrendim. O’na “bak delikanlı dedim, birkaç ay sonra sen de askere gideceksin Allah vermesin bir çatışma içerisinde kalsan, üzerine her taraftan kurşun yağsa ve yanında can ciğer arkadaşlarını kaybetsen, ne yaparsın?” diye sordum. Delikanlı heyecanla “bende onlara karşı koyarım, elimden ne gelirse yaparım.” dedi.  Bunun üzerine “işte mesele bu sen az önce olayı kendi açından değerlendirdin ve yaşadığın bu olumsuz olayı hep içinde taşıyarak, polisi ve askeri suçladın, onlara kin besledin. Oysa o olaylarda bu insanların üzerine her taraftan ölüm yağıyordu. Onların da yapacak başka çaresi yoktu ve kendilerine ateş edilen yerlere karşılık vermek zorundaydılar. Ben o olayları hatırlıyorum teröristler nerede ise şehri ele geçireceklerdi” dedim. Delikanlı bir müddet sustu, sonra “abi galiba sen de haklısın” dedi. Biraz sohbet ettik bazı konularda anlaşmıştık.

     Yıl 2011 İstanbul’dayım ve tıraş olmak için berberime gittim, kapalıydı. Herhalde başka bir işi vardı, dükkanını erken kapatmış diye düşündüm. Saçlarım uzamıştı ve rahatsız oluyordum. Başka bir berber dükkanı buldum ve içeri girdim. Koltuğa oturur oturmaz sohbete başladık. Berber Diyarbakırlıydı. O da askere kızıyordu. Kendisi İstanbul’da doğmuş ve büyümüş. Yakın zamanlarda akrabaları Diyarbakır’dan kendilerini ziyaret için İstanbul’a gelmiş. Bazı olaylar anlatmışlar.  Delikanlı bayağı etkilenmiş. Bana “abi bu askerler oralarda neler yapmış neler biliyor musun” dedi. Bende “neler yapmışlar” diye sordum. O da “abi bunlar (askerleri kastederek) bizim köye gitmişler, ihtiyar dedem bunlara ayran ikram etmek için eve gitmek istemiş, askerin birisi de tüfeğinin dipçiği ile vurarak dedemi yere düşürmüş, bir sürü hakaret etmişler dedeme, bunun gibi nice olaylar yaşanmış orada. Ben anlamıyorum, sana birisi ikramda bulunmak istese sen onu döver misin, ne var bunda” dedi.

     Delikanlı  aklı başında birisine benziyordu. Bak dedim ben o yörelerde yaklaşık üç yıl görev yaptım bölgeyi az çok tanıyorum. Evet o bölgede devlet adına hareket eden bir kısım insanlar  hata yapmışlardır. Bunu biz de gördük. Ancak, orada terör kıskacında bulunan asker ve polisin psikolojisini de anlamak lazım. Bunu söylerken yapılan hataları mazur görelim demiyorum. Elbette orda haddini aşan uygulamalar olmuştur. Bunları açığa çıkarmakta devletin görevi, devlet kendi vatandaşına zulmetmez, dedim. Ben ona o bana birkaç olaydan örnek verdi. Bazı konularda uzlaştık sonunda.

     Evet, maalesef ülkemizde bir zamanlar gücü elinde bulunduran zevat bazı konularda haddinden fazla tepki göstermiş ve şiddete başvurmuştur. Bu sadece Güneydoğudaki terör hadiselerinde değil, daha evvelde bu millete reva görülmüştü. 12 Eylül öncesinde sağcısına, solcusuna, dindarına, dinsizine az mı zulüm yapılmıştı. Daha da ötesi çocukların yaşları büyütülerek asılmıştı. Hala da benzer hadiseler sürmektedir. Mesela başörtüsü. Ancak ben şunun üzerinde durmak istiyorum bu gün terör gerekçesi olarak sıralanan bir çok hadise bir başka biçimde bu milletin tüm kesimlerine yukarıda da belirttiğim gibi bir şekilde uygulanmıştı. Elbette ki bu zulmü yapan zalimlerden hesap sorulmalı, gereği neyse yapılmalı. Ancak bu terör yoluyla olmamalı.

     Hele hele demokrasi istiyoruz diyerek sokağa dökülüp; molotof kokteylleri ile sağa sola saldırmanın, işyerlerini, araçları ve insanları yakmaya çalışmanın demokrasinin hangi kuralı ile uyuştuğunu birisi açıklasın. Dikkat ediyorum kim bir kavramı ağzına çok doluyorsa onun o kavram ile bir problemi var. Bu günkü demokrasi ve barış isteyenler gibi.... Yani hem demokrasi, hem barış diyeceksiniz hem de insanları, işyerlerini araçları yakacaksınız. Hele birde seçim arefesinde.

     Bu ülkede siyasiler birçok tuzağın farkına vardılar. Görülen o ki bu tuzağı kuranların bir kısmı bürokrasiyi ele geçirmiş bulunan birkaç zevattan ibaret. Onların ipliği de birer birer pazara çıkarılıyor. Çok şükür artık bunlar dokunulamaz değiller ve yine çok şükür -geçmişte olduğu gibi-milleti ve milletin temsilcilerini sindirecek konumda da değiller. Devletin çok daha güçlü olması lazım. Az kaldı. Biraz sağ duyu, biraz sabır. Saygılarımla.

Bu yazı toplam 1425 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113