• BIST 90.529
  • Altın 213,679
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 2 °C

Çarşı-Pazar ve devletin geleceği

Yener Çaycı

  Bilindiği gibi Fatih Sultan Mehmet Han Bizans’ı  fethettiğinde; Bizanslı bir kısım papazlara, devletini ve devletin geleceğini nasıl gördüklerini sormuş. Papazlarda bu soruyu cevaplandırmak için süre istemişler. Papazlar Osmanlı halkının çarşı-pazarını gezmiş, alış-veriş ilişkilerini, insan davranışlarını ve toplum hayatını incelemişler. Sultanın huzuruna çıktıklarında; devletin geleceğinin çok parlak olduğunu ve uzun bir zaman varlığını sürdüreceğini söylemişler. Büyük Hakan, bu kanaate nasıl ulaştıklarını sorunca; onlarda, halkın fertlerinin; birbirlerinin hak ve hukukuna, toplumun ve devletin kurallarına, uygun davrandıklarını, kendi çıkarları kadar başkalarının da çıkarlarını düşündüklerini örnek vererek anlatmışlar ve bu toplumun çok sağlam ahlaki değerlere sahip olduğunu belirtmişler.

Osmanlı bu ahlaki değerlerle Fatih’ten sonra 441 yıl daha ömrünü sürdürmüş. Dünya devletleri arasında 1750 lere kadar bir numara, bu tarihten sonra da ilk beşte mutlaka yer almış. Osmanlı Devleti hakim olduğu topraklarda önce adaleti tesis etmiş, o kadar ki Bizans fethedilirken Bizans halkı kendilerine yardım etmeyi düşünen Avrupalı (İtalyan) dindaşları için “Kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederim” diyerek Osmanlı Devleti’nden yana tavır takınmışlardır. Daha evvel de Timur’un neden olduğu Fetret Devri’nde Osmanlı Devleti dağılma süreci yaşarken Hıristiyan Balkan Devletleri Osmanlı’dan kopmamışlardır.

Bir devleti devlet yapan temel unsur adaleti ve adaletli yönetimidir.
Bunları neden anlatıyorum. Bu günlerde  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin kuruluşunun  86. yılı kutlandı. Elbette ki devletimizin her yönüyle güçlü olması hepimizin arzusudur. Ancak; devletimizin kuruluşunun 86. yılını kutladığımız şu günlerde,  Fatih

Sultan Mehmed Han’ın papazlara sorduğu soruyu öncelikle kendimize bir soralım.
Kurumsal olarak devletin yönetimine baktığımızda; devletin kurumları birbirine güvenmiyor. Devlet dairelerinde işler olması gerektiği gibi değil, ağır, aksak yürüyor. Torpil, adam kayırma devam ediyor. Devlet vatandaşına, vatandaş devletine, güvenmiyor. Adalet  bir başka facia, iki seneden evvel sonuçlanan kaç dava var. Verilen kararların kaçı toplum vicdanında yer buluyor (tabi şunu belirtmekte gerekiyor, verilen kararlar toplumu veya fertleri memnun etmek için değil hak ve hakikati ortaya çıkarmak içindir. Ancak aynı nitelikte bir çok davanın farklı şekilde sonuçlandığını biliyoruz.) Güvenlik: yaklaşık otuz yıldır terörle mücadele devam ediyor; hırsızlık, gasp, cinayet, zararlı alışkanlıklar hızına hız katıyor. Bürokraside cumhuriyeti cumhurdan koruma manevraları. Aklım erdi ereli rejim tartışmaları hız kesmeden sürdürülüyor. Hele şu günlerde vatan haini mi ararsın, kendimizden başka veya bizim gibi düşünmeyen herkes hain. Devlet hastanelerine bir bakın özel muayenehanelerde veya özel hastanelerde (belki de aynı personel tarafından) gördüğünüz saygıyı görebiliyor musunuz? Okullar bağış toplama mekanizmalarına dönüşmüş. Sigara, alkol,  hatta fuhuş 14 yaşına kadar indi. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi her zaman altın gibi kıymetli değerler ancak bulunmaz Hint kumaşı durumunda. Bir kısım öğretmenlerimiz ise okul duvarlarının dış kısımlarında sigara içme kuyruklarında azap çekmekte.

Toplumsal ilişkilerimize baktığımızda ise; toplum kuralları ve ya bu toplumun ahlaki değerleri diye bir şey kaldı mı?  Canımızdan, malımızdan güvende miyiz, birbirimizin malını, canını, ırzını ne kadar koruyoruz veya bu değerlere ne kadar sahip çıkıyoruz? Cinsel sapkınlıklar had safhada, yatak odasından artırdıkları davranışları sokaklarda sergileyenler ve onları seyreden küçük ve büyükler… Komşuluk ilişkilerimiz; komşumuza evimizi emanet edebiliyor muyuz, bırakın komşumuza evimizi emanet etmeyi, komşumuzu tanıyor muyuz? Çarşıda ve pazarda, bakkalda veya markette komşusunu düşünen var mıdır? Ben siftah ettim, komşum daha siftah etmedi, birazda onunla alış-veriş yapın diyen bir Allah kuluna rastladınız mı ya da pazara gittiğinizde gönül rahatlığıyla alış-veriş yaptığınız oldu mu?

Şu günlerde (özellikle seyyar satıcılarda) bir de terazi sahtekarlığı başladı. Çarşıda pazarda maliyeti bir lira olan mal, yemin billahlarla beş liraya satılıyor. Satılıyor da satanın yanına kar mı kalıyor? Sorunca o da bir şey kazanamadığını söylüyor. Çünkü onu da bir başkası aldatıyor. Herkes birbirini aldatma peşinde. Aldatan aldatana. Hele basın her bir grup bir mevzi kapmış, o mevzi için savaş veriyor.  Olumsuz haberlerden millete gına geldi. İnsanlar cinnet geçiriyor. Toplumda hiç kimse birbirine güvenmiyor. Şu an ülkemizde olduğu gibi. Yaptığımızın karşılığını bir şekilde alıyoruz. Kanaatkârlık yok, şükür yok, pek tabi huzurda yok. Durumumuz bu. Şimdi Sultan Mehmed’in, Bizanslı papazlara Osmanlı Devleti için sorduğu yukarıdaki soruyu,

Türkiye Cumhuriyeti için papazlara sormaya gerek var mı?
Peki çözüm; değişeceğiz, dürüst olacağız, doğrunun yanında yer alacağız. (Yalnız doğrunun bana göresi, ona göresi olmaz, doğru doğrudur, herkes kendisine o na göre çeki düzen vermelidir.) Önce kendimizi değiştireceğiz, Çünkü biz kendimizi değiştirmedikçe Rabbimizde bizi değiştirmeyecek. Kabulleneceğimiz veya benimseyeceğimiz değerler bize yabancı değil. Üstünü çeşitli gerekçelerle örttüğümüz veya küllendirdiğimiz öz be öz kendi değerlerimiz.
Belki bir kıvılcım yeter.

Aksi halde (maalesef) papazların vereceği cevabı biliyorum.
Ya siz?... Öyle ise hemen şimdi. Saygılarımla

Bu yazı toplam 1061 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113