• BIST 90.529
  • Altın 213,679
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 5 °C

BÖYLE OLUR GARİPLERİN ÖLÜMÜ

Yener Çaycı



Henüz 38 yaşındaydı. Hayalleri, umutları vardı…Türkiye’nin en uç noktasında o zamanlar Kars İli’ne bağlı, şimdi ise Ardahan İli’ne bağlı olan Posof İlçesi’nde doğmuştu Aygün ÇAYCI.

Doğduğu anda başlamıştı gariplik. Daha çocukken hastalıklar yakasını bırakmadı. Geçirmiş olduğu Menenjit Hastalığı onda iz bırakmıştı. Ailenin en büyük ve tek erkek çocuğu idi. Bu nedenle ailesi özellikle de babası onu çok seviyordu, bir istediği hiçbir zaman ikilenmiyordu. Sık sık sancılandığı için sürekli doktora götürülüyordu. Küçük bir kasabada derdine çare bulunamadı. Babası ile amcası bölgenin en iyi hastanelerinin bulunduğu ve bölgenin en büyük ili olan Erzurum’a götürmeye karar verdiler. Nakliyecilik yapan bir kamyona binerek o zamanın ulaşım şartlarında Erzurum Numune Hastanesi’ne bir buçuk güne varabildiler. Doktor böbreğinin birisinde büyükçe bir taş olduğunu söylemiş ve çocuğu ameliyat edeceğini belirtmişti. Demek küçük Aygün’ün sık sık sancılanmasının nedeni böbreğindeki bu büyük taş idi. Aygün böbreğindeki bu taştan ve dolayısıyla sancılarından kurtulacaktı. Ama yöre insanında kötü bir inanış vardı. Ameliyat hiçte iyi bir tedavi yöntemi olarak görülmüyordu. Bu nedenle babası bir köşeye çekilmiş sessizce ağlamaya başlamıştı. Kıyamıyordu 5-6 yaşlarındaki oğlunu ameliyat masasına yatırmaya. Biraz büyüsün o zaman yaptırırım diye düşünüyordu. Çocuğu hastaneden kaçırmaktan başka çare yoktu ve öyle de oldu. Küçük Aygün hastaneden kaçırılmıştı.

10-12 yaşlarına kadar ilaç tedavisi ile sancıları dindirildi. Bu arada okula da başlamıştı. Babası okumasını çok istiyordu, oğluyla ilgili çok büyük hayalleri vardı, beklentileri vardı. Ama kader bir kere gülmemişti yüzüne. Çok sevdiği babası, arkasında birisi bebek olan iki de kız kardeşini bırakarak 39 yaşında hayatının baharında, dünyaya veda etti. Ergenlik döneminin başında babasızlığın ne demek olduğunu tattı. Artık evin reisi idi. Daha çok çalışması lazımdı. Ama o hastalık, menenjit hastalığı kendisinden bir çok şeyi alıp götürmüştü. O yıl ilkokulu bitirdi. Ortaokula devam edemedi ve okuldan ayrıldı. Bir çok işte çalıştı, hiçbirinden randıman alamadı. Artık askerlik vakti gelmişti. Çağırdılar askere, gitti. Bu memleketin çilesini çeken her gariban Türk Genci gibi. En büyük vatanperverlerin (!) düşündüğü gibi acaba bedelli askerlik çıkar mı, çıkmaz mı? Düşünmedi bile. Bu haliyle paşa paşa askerliğini yaptı.

Askerlik bittikten sonra, her Türk delikanlısı gibi iş aramaya başladı, ne çare. Birkaç yıl boş gezdi. Sağda solda harçlığını çıkaracak işler yaptı. Nihayet Posof Belediyesi’nde belediye başkanının inisiyatifiyle işe başladı. Çok seviniyordu artık bir işi vardı. Başkanı da çok seviyordu. Doğrusu Aygün’ü sevmeyen de yoktu. Ancak milletin kendisine takılmasına çok kızıyordu. Milletse onu kızdırmaktan zevk alıyordu. Bizim millet her nedense bunu hep yapar. Artık evlenme çağı da gelmişti. Evlendi. Ancak aradığı huzuru bulamadı ve kısa bir süre sonra boşandı. Bu duruma çok üzülmüştü. Kimseye belli etmemeye çalışıyordu, özellikle annesine çünkü annesinin üzülmesine hiç dayanamıyordu. Zaten hasta olan Aygün bu durumun da etkisiyle hastane kapılarından ayrılamaz olmuştu. Kilosu çok fazla idi. Yemeyi sevmesine seviyordu ama bu duruma ilaçlarında etkisi vardı anlaşılan. Hastaneler birinci adresi olmuştu Aygün’ün. Yaşamak için çırpınıyordu. Hatta hastalığına çare bulmak için birkaç kere  İstanbul’a, Bursa’ya bile gelmişti. Ama bir türlü ne derdine çare bulabiliyor ne de kimseden açıklayıcı bir bilgi alabiliyordu. Adeta doktorlar başından savıyorlardı Aygün’ü. Hiç kimseye de ben kimim biliyor musun? Senide hastaneni de satın alırım ulan! Demiyordu, diyemezdi de zaten; buna ne imkanı elverirdi ne de terbiyesi.

Yaklaşık 6 sene bu iş böyle devam etti. Aygün ağrılarıyla sancılarıyla yaşadı. İşinde çalışamıyordu, durumu belediye başkanına anlattı başkan malulen emekli olması için başvurmasını söyledi. Aygün’de şartlarını yerine getirerek malulen emekli oldu. Emekli olduğuna seviniyordu, belki bu sayede daha iyi tedavi olabilecekti. Ama olmadı. Böbrekle başlayan hastalık; astım, kalp yetmezliği, karaciğer hastalıkları gibi hastalıkları da yanına alarak Aygün’e kurtuluş şansı tanımadı. Bu sene yaşayıp yaşamayacağım belli değil, diyordu zaten. Hayatında ağız tadı ile bir kere olsun gülemedi. Ve tıpkı babası gibi hayatının baharında, bir kurban bayramı arefesinde, belki de bir garip kurban olarak, emaneti emanet sahibine teslim etti. Allah taksiratını affetsin, yaşadıkları kefaret olur İnşallah.

İyi de sen bu köşede bunu niye anlatıyorsun kardeşim her gün yüzlerce binlerce insan bu durumda diyeniniz olabilir. İşte bende bunun için anlatıyorum. Bu ülkede insanların bir kısmı sadece ölmeye adam lazım olunca hatırlanır. Başka zaman kimse bu garipler ne durumda diye sormazlar. Duyduğumuz kadarıyla Avrupa’da insanlar hastaneye adımını attığı andan, tedavisi bitene kadar sistem tarafından takip edilir. İnsan onuruna yakışan bir şekilde bütün ihtiyaçları karşılanır, tedavi edilir ve hastaneden taburcu edilir. İnsan olmanın gereği olarak, Bizde ise belli şartları haiz olanlar insan muamelesi görür ve bu gibiler, yine bu garibanlar tarafından korunan sistemin imkanlarıyla, bir yerlerine diken batsa bırakın memleketi yeryüzünün bütün hastanelerini gezerler. Garibanlarsa maalesef böyle tedavi ediliyor bu memlekette ve maalesef böyle oluyor gariplerin ölümü. Kurban Bayramınız mübarek olsun. Saygılarımla.

Bu yazı toplam 1553 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Duyuru Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02164912882 05323834739 05334607972 Faks : 0216 4917113